Hani yıllar önce gitmeyi aklımızın köşesinden bile geçirmediğimiz, bugünlerde ise adından çokça söz edilen bir yer mi arıyorsunuz? O zaman sizi Haliç kıyısındaki Fener & Balat semtleri etrafında bir geziye alalım mı? Instagram fenomenlerinin uğrak noktası olan mahallelerde şimdilerde acayip bir hareket var. Peki sizce neden buralar her gün yeni mekânlarla süsleniyor? Sizce Fener’e ve Balat’a neler oluyor?

Fener – Balat sokakları

Haliç kıyısındaki Balat semtinin tarihi çok eskilere dayanıyor. Bizans döneminde adı Petrion olan semtte Phanariots olarak isimlendirilen Rumlar yaşamış. İstanbul’un fethinden hemen önce evlerini terk etmişler ama Fatih Sultan Mehmet’in kendilerine dokunmayacağını ve ibadetlerinde serbest bırakacağını garanti etmesi üzerine geri dönmüşler.

Fener – Balat sokakları rengârenk

1492 yılında II. Bayezid, İspanya’dan kovulan Museviler’e kucak açmış, Kemal Reis komutasındaki Osmanlı donanmasını İspanya’ya göndererek 150.000 Yahudi’nin Osmanlı topraklarına ulaşmasını sağlamış. İspanya kökenli oldukları için bu Yahudiler kendine Sefarad adını koymuş, bu Sefarad Yahudileri çoğunlukla Balat’a yerleştirilmiş. İlerleyen yıllarda Portekiz ve Rodos’tan göçen Museviler de buraya yerleşmiş. Bölge bu nedenle uzun yıllar boyunca “Yahudi Balat” olarak anılmış. Bu göçmenler tabii ki sadece kendileri gelmekle kalmamışlar, beraberlerinde medeniyetlerini de getirmişler, örneğin İstanbul’u matbaayla tanıştırmışlar.

Fener Rum Lisesi

1950’li yıllarda buranın Yahudileri İsrail’e göç etmeye başladı. Bölge de iç göç nedeniyle İstanbul’a gelenlerin yerleşimi hâline geldi.

Fener – Balat sokakları

Fener – Balat Turları

Günümüzde Fener & Balat turlarının adını çokça duyar olduk. Bölge acayip bir dönüşüm içinde. Zamanında buraya yerleşen Yahudiler ve Rumlar’ın estetik ama sonradan terk edildiği için bakımsız kalan evleri artık restore edilmeye başlandı. Kiliseler, sinagoglar, camilerin kol kola girdiği mahallelerde, gözlerimiz etraftaki güzelliklere takılı kalıyor.

Fener – Balat sokakları

Bölge popülerleştikçe çok sayıda turlar da düzenlenmeye başladı. Biz de kardeşimle birlikte Cangezi çatısı altında bir “Keşifler Kulübü” olan Nehirle Akarken Keşifler Kulübü ile buraya geldik. Siz de bize katılmak isterseniz İlker Horozcu (0532 233 4073) ile iletişim kurabilirsiniz

Fener – Balat sokakları

Burası o kadar hareketli ki bazı kafelerde Instagram fenomeni ve blogger kabul etmediklerini bile yazacak hâle gelmişler. Arkadaşlar ne yaptı da mekân sahiplerini bu kadar bıktırdı bilemem ama kesin olan bir şey var ki burada otantik bir hava esiyor ve sanki bambaşka bir diyara gelmişsin hissini alıyorsun. O yüzden de etraf kıpır kıpır, esnaf da ya memnun ya bıkkın. Yine de bence kendiniz buraya gelip değişik konseptlerdeki Fener & Balat’ın En Popüler Kafeleri & Restoranları‘nı keşfedebilirsiniz.

Balat gezilecek yerler

Şimdi Balat gezilecek yerlere bir göz atalım:

Sveti Stefan Bulgar Kilisesi (Demir Kilise)

Demir Kilise’nin en önemli özelliği tamamı demirden olan dünyadaki tek kilise olması. Hikâyesi de şöyle: Osmanlı Devleti’ndeki Ortodoks Bulgar cemaati 19. yüzyıla kadar ibadetlerini Rum kiliselerinde yapıyormuş. Milliyetçilik akımlarından etkilendiklerinde kendilerine ait bir kilise talep etmişler. Bulgar cemaatinin ileri gelenlerinden ve o dönemde milletvekili olan Stefan Vogoridis, 1848 yılında devlete başvurarak içinde ibadet edebilecekleri bir ev yapılmasını, bunun için de Fener’deki şahsına ait arsasını bağışlayacağını bildirmiş. Padişah evin yapımına izin vermiş. Bu ibadethane-evden sonra buraya ahşap bir kilise yapılmış. Daha sonra Ermeni mimar Hovsep Aznavur’un yarışmada kazandığı projesi ile tamamı demir olan kilise Viyana’da prefabrik olarak üretilmiş. Tuna Nehri ve Karadeniz üzerinden gemiyle getirilmiş ve Haliç’in kıyısında monte edilerek 1898 yılında ibadete açılmış.

Sveti Stefan Bulgar Kilisesi (Demir Kilise)

Kilise 2009-2018 yılları arasında restorasyon geçirdi ve 7 Ocak 2018’de tekrar ziyarete açıldı. Kilisenin içinin inanılmaz bir enerjisi var. Yükselen müzik ve kilisenin atmosferi burayı ziyareti kesinlikle zorunlu kılıyor.

Sveti Stefan Bulgar Kilisesi (Demir Kilise)

Antikacılar Sokağı – Çıfıt Çarşısı

Çıfıt’ın Osmanlı’da Yahudi anlamına geldiğini biliyor muydunuz? Çıfıt Çarşısı da aslında Yahudi esnafın bir arada bulunduğu çarşı demek.

Antikacılar Sokağı – Çıfıt Çarşısı

Çarşıda günümüzde antikacılar, hâlâ mesleklerini icra eden ayakkabıcı, terzi gibi zanaatkarların dükkânları var. Antikacıların çoğunda düzenli olarak hatıra eşya mezatları düzenleniyor.

Antikacılar Sokağı – Çıfıt Çarşısı – Elvan Gazoz

Ahrida Sinagogu

Ahrida Sinagogu 1400’lü yıllarda Makedonya’nın Ohrid şehrinden göç eden Yahudiler tarafından yaptırılmış. O zamandan beri de kesintisiz ibadet yapılıyor.

Ahrida Sinagogu

Fener Rum Lisesi (Kırmızı Mektep)

Fener Rum Lisesi, Heybeliada’daki ruhban okuluyla birlikte İstanbul’da bulunan 2 Rum eğitim merkezinden biri. 1881’de yapılan okul 1950’ye kadar kullanılmış, sonra uzun zaman boş kalmış. Okulun günümüzde ne yazık ki az sayıda öğrencisi var.

Fener Rum Lisesi (Kırmızı Mektep)

Fransa’dan getirtilen özel kırmızı ateş tuğlalardan, granit ve görkemli süslemelerden oluşan cephesi, 2 katlı kulesi ve geniş kanatlarıyla İstanbul’un tepelerinden birinde bulunan bina, görülmeye değer güzellikte. Hatta İstanbul’un en ikonik yapılarından biri olduğunu da söyleyebilirim.

Kanlı Kilise (Moğolların Azize Meryem Kilisesi)

Kanlı Kilise (Moğolların Azize Meryem Kilisesi), İstanbul’da Osmanlı döneminde camiye çevrilmeyerek Rumlar’ın ibadetine bırakılan Bizans döneminden kalma tek kilisesi.

Balat

Kanlı Kilise (Moğolların Azize Meryem Kilisesi)

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi (Ekümenik Patrikhane)

Ekümenik Patrikhane, Ortodoks Hristiyanlığı temsil eden Doğu Ortodoks Kilisesi’ni oluşturan 14 otosefal kiliseden birisi. Kilisenin Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkentinde bulunması ve bugünkü Ortodoks kiliselerinin çoğunun ana kilisesi olması nedeniyle Ortodokslukta özel bir yeri var. Ekümenik Patrik diğer Doğu Ortodoks episkoposları arasında “Primus inter pares” (eşitlerin birincisi) unvanını taşıyor ve Papa’nın aksine tamamıyla özerk olan otosefal kiliselere müdahale etmiyor. Rum Ortodoks kiliseleri üzerinde simgesel bir otoritesi olan İstanbul patriği, 6. yüzyıldan beri “Ekümenik Patrik” sıfatıyla dünyadaki yaklaşık 300 milyon Ortodoks Hristiyan’ın temsilcisi ve ruhani lideri kabul ediliyor.

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi (Ekümenik Patrikhane)

Binanın dışı gösterişsiz çünkü Osmanlı döneminde kilise ve sinagoglar, camilerden kısa ve gösterişsiz yapılıyormuş. Dışı oldukça mütevazı olan bina, içinde değerli el işlemeleriyle dolu.

Surp Hıreşdagabed Ermeni Kilisesi

İstanbul’un fethinden sonra Ermeni ve Rum cemaatleri arasında denge politikası güden Fatih Sultan Mehmet, var olan Rum kiliselerinin bir kısmını camiye çevirirken bir kısmını da Ermeniler’in ibadetine açmış. Surp Hıreşdagabed Ermeni Kilisesi de 1600’lerde Ermeniler’e devredilen bir kilise.

Surp Hıreşdagabed Ermeni Kilisesi

Kiremit Caddesi Evleri

Az sayıda olsalar da bölgedeki cumbalı, 2-3 katlı rengârenk evler, bakımsız sokaklar içinde hemen göze çarpıyor.

Balat

Kiremit Caddesi Evleri

Tahta Minare Camii

Tahta Minare Camii, 1458 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafında inşa ettirilmiş. Tahta olan minaresi hem camiye hem de mahalleye isim vermiş. Kıble duvarının önündeki türbede yatan Hüseyin isimli kişi İstanbul’un fethinde bulunanlardan birisi.

Fener – Balat gezisi – Tahta Minare Camii

Fener Konakları – Merdivenli Yokuş

Pastel tonlarında boyanan tarihi cumbalı ahşap evler bölgenin en çok Instagram’da paylaşılan yerleri arasında bulunuyor.

Fener Konakları – Merdivenli Yokuş

Panayia Meryem Ana Kilisesi

Panagia Vlaherna Meryem Ana Ayazması’nın bulunduğu yerdeki ilk kilisenin yapımına İmparatoriçe Aelia Pulheria tarafından başlanmış, I. Leo döneminde tamamlanmış. Ayazmanın içinde Hz. Meryem’in elbisesi olduğu ileri sürülen Filistin’den getirilen bir “Moforion” varmış. Bu ayazmanın en önemli özelliğiyse dünyada pazar günü ayinini cuma günü yapan tek Hristiyan Kilisesi olması. Bu da bir efsaneye dayanıyor. Efsaneye göre 6. yüzyılda Avarlar İstanbul’u kuşatmış. İstanbul direnmiş ama bir noktada teslim olacakken gökyüzünde Meryem Ana görünmüş, sonrasında fırtına, yağmur, sel olmuş ve Avar orduları başarısız olup kuşatmayı bitirmiş. Bu olaydan sonra cuma günü Panayia Vlaherna Ayazması cemaati tarafından kutsal gün olarak ilan edilmiş ve pazar ayinleri cuma günleri yapılmaya başlanmış.

Balat

Panagia Vlaherna Meryem Ana Ayazması

Minik Kalpler

Burası Rıza Bey ve eşi Mariyana Hanım tarafından 68 çocuğa ev sahipliği yapan bir ev. Burada çocuklara ücretsiz yemek veriyorlar, onlara kütüphane sağlıyorlar. Aynı zamanda çocukların kırtasiye, kıyafet gibi ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Sağ olsunlar, iyi ki varlar! Böyle insanlar var olduğu sürece bu dünyanın sonu gelmez.

Minik Kalpler

Özel Maraşlı Rum İlköğretim Okulu

Eski Yunan tapınaklarının girişini andıran kapısı ile ünlü okul 1901 yılında eğitime başlamış. Binası Neo-klasik tarzda Korint sütunlu ve üçgen alınlıklı. Günümüzde çok az sayıda öğrencisi var ama hâlâ ilkokul seviyesinde eğitim vermeye devam ediyor.

Fener – Balat gezisi – Özel Maraşlı Rum İlköğretim Okulu

Cibalikapı

Cibalikapı 5. yüzyılda İmparator Theodosius tarafından yaptırılan Haliç surlarından günümüze kalan nadir kapılardan biri. Cibalikapı, İstanbul’un fethi sırasında Cebe Ali Bey komutasındaki yeniçeri askerinin şehre ilk giriş yaptığı kapı olarak tarihe damgasını vurmuş. Ünlü Yeşilçam filmlerine konu olan Cibali Karakolu da yıkılmadan önce bu bölgedeymiş.

Cibalikapı

Molla Zeyrek Camii (Pantokrator Manastırı)

İstanbul, 1985 yılından beri 4 bölge olarak UNESCO Dünya Miras listesinde yer alıyor. Bu bölgeler Hipodrom, Ayasofya, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camisi ve Topkapı Sarayı’nı içine alan Sultanahmet Kentsel Arkeolojik Sit Alanı; Süleymaniye Camisi ve çevresini içine alan Süleymaniye Koruma Alanı; Zeyrek Camisi ve çevresini içine alan Zeyrek Koruma Alanı ve İstanbul Kara Surları Koruma Alanı’nı içeriyor.

Zeyrek semtindeki Pantokrator Manastırı (bugünkü adıyla Molla Zeyrek Camii), Ayasofya’dan sonra Bizans İmparatorluğu tarafından inşa edilip günümüze ulaşan en büyük Bizans dini yapısı olarak kabul ediliyor. 2 kilise ve ortada bir şapelden oluşuyor. Güney kilise evrenin hâkimi Pantokrator İsa’ya, kuzey kilise Şefkatli Meryem’e, ortadaki yerse mezar şapeli olarak Baş Melek Mikail’e adanmış.

Molla Zeyrek Camii (Pantokrator Manastırı)

Bizans İmparatoru II. Ioannis Komninos’un (Comnenus) karısı ve Macar Kralı Laszlo’nun kızı olan Eirene tarafından yapımına başlanan Pantokrator Manastırı, Eirene’nin 1124 yılında ölümünün ardından kocası tarafından tamamlanmış. Manastırın hastanesi, kütüphanesi, yaşlılar yurdu, tıp mektebi, eczane ve ayazma bölümleri varmış. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethinin hemen ardından dönemin ünlü ilim adamı Molla Zeyrek’e burayı medrese olarak kullanması üzerine tahsis etmiş. Böylelikle burası Osmanlı dönemine ait ilk eğitim kurumu olmuş, uzun yıllar hem medrese hem cami olarak kullanılmış. 1766 yılındaki depremde büyük hasar gören yapı, o dönemde yapılan restorasyonla bugünkü hâlini almış ve sadece cami olarak kullanılmaya devam etmiş.

Molla Zeyrek Camii (Pantokrator Manastırı)

Caminin namazgâhının altında opesektila adı verilen mozaik döşemeler yer alıyor. Bu mozaik döşemelerin üzeri camla kaplı, cam da namazgâhın altında kaldığından görünmüyor. Namazgâh sadece özel izinle açılıyor.

Caminin bir köşesinde yine özel izinle açılabilen bir kapak var. Kimsenin fark etmediği bu kapak açılıp görkemli bir yer altı mezarlığına (kripta) iniliyor.

Ferruh Kethüda Camii

Ferruh Kethüda Camii, Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Semiz Ali Paşa’nın kethüdası yani kahyası olan Ferruh Ağa tarafından 1562-1563 yılında yaptırılmış. Bir Mimar Sinan eseri olan bu yapı oldukça sade olmasıyla dikkat çekiyor.

Ferruh Kethüda Camii

Tekfur Sarayı Müzesi

Tekfur Sarayı binasının ne zaman, kimin tarafından yaptırıldığı kesin olarak tespit edilemedi. Ancak Bizans imparatorlarının 12. yüzyıldan itibaren sürekli kullandıkları Bizans İmparatorluk Sarayı kompleksinin bir parçası olduğu biliniyor. Tekfur Sarayı, Bizans İmparatorluk Sarayı kompleksinden günümüze kalan tek saray yapısı olarak oldukça önemli bir tarihi değere sahip. Yapı Osmanlı döneminde bir süre cam ve çini atölyesi olarak kullanılmış. Günümüzde müze olarak hizmet veriyor.

Tekfur Sarayı

Fener – Balat semtinde yaptığım gezi beni ülkemin zenginlikleriyle bir kez daha tanıştırdı. Zaten dememişler mi, İstanbul’un taşı toprağı altın, diye. Her köşesinden taşan tarihi ve estetik zenginlik, bu kalabalık şehri aslında dünyanın en güzel ve gizemli kenti hâline getirmiyor mu?

Kardeşimle Fener – Balat mekânlarındayız

Peki siz de var mısınız, Instagram çılgınlığı sürerken Balat civarından kendi fotoğraflarınızı paylaşmaya?