İçerik gizle
2 Türkiye’de UNESCO Dünya Mirası listesine giren eserler

UNESCO (United Nations Educational Scientific and Cultural Organization – Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı), üye ülkeleri arasında eğitim, bilim ve kültür alanlarında işbirliğini geliştirmek, fikir alışverişini tesis etmek, ilgili konularda standart belirlenmesine katkıda bulunmak ve de dünya barışına katkıda bulunmak amacıyla kurulan bir koruma alanları yönetim birliği. UNESCO Dünya Miras Komitesi tarafından yönetilen uluslararası Dünya Mirası Programı, bütün insanlığın ortak mirası olarak kabul edilen evrensel değerlere sahip kültürel ve doğal varlıkları dünyaya tanıtmak, toplumda söz konusu evrensel mirasa sahip çıkacak bilinci oluşturmak ve çeşitli sebeplerle bozulan, yok olan kültürel ve doğal değerlerin yaşatılması için gerekli işbirliğini sağlamak amacıyla çalışmalar yapıyor. Bu yazımda sizlere hem UNESCO’dan hem de Türkiye’den UNESCO Dünya Mirası listesine, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listesine, UNESCO Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras listesine giren eserlerden bahsedeceğim.

UNESCO

UNESCO Kaynak:Wikipedia (By File:Flag of UNESCO.svg: User:Maddenderivative work Bea’ – File:Flag of UNESCO.svg, Public Domain, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=8551621)

UNESCO nedir?

Birleşmiş Milletler teşkilatına bağlı bir ihtisas kuruluşu olan ve 1945 yılında kurulan UNESCO’nun 195 üye devleti ve 10 ortak üye devleti var. Merkezi Paris’te bulunan kuruluşun Genel Konferansı 2 yılda bir Paris’te toplanıyor.

İnsanlar arasında dil, din, ırk ve cinsiyet farkı gözetmeden insan hak ve özgürlüklerine saygıyı temel ilke olarak benimseyen kuruluş, üye devletlerinde bulunan komisyonları aracılığıyla çeşitli çalışmalar yapıyor. Bu çalışmalar içinde dünyada okur yazar oranını yükseltmek, ülkelerin eğitim düzeylerini düzenlemek, temel ve teknik eğitimde görev alacak öğretmenleri yetiştirmek, önemli sanat olaylarını desteklemek, tiyatro, sinema televizyon ve basın gibi sanatla ilgili iletişim araçlarının gelişmesi amacıyla araştırmalara yardım etmek var. Görevlerinin en önemlilerinden bir tanesi de üye ülkelerde bulunan tarihi eserleri, yapıları dünya mirası kabul ederek koruma altına almak.

Türkiye’de UNESCO Dünya Mirası listesine giren eserler

Ülkemizde de Dünya Mirası listesine dahil edilen eserler var. Bu eserleri listeye dahil ediliş tarihine göre sıraladım:

Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası – Sivas (1985)

Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası yapı topluluğu, aslında bir külliye. Cami, darüşşifa ve türbeden meydana geliyor. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiş. Ulu Camii Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından, Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmış. 1228 yılında başlanıp 1243 tarihinde tamamlanan yapı kompleksinin Baş Mimarı ise Muğis oğlu Ahlatlı Hürrem Şah. Anadolu’nun Elhamrası gibi ifadelerle tanımlanan yapılar, mimari özelliklerinin yanı sıra sergilediği zengin Anadolu geleneksel taş işçiliği örnekleriyle de İslam mimarisinin başyapıtları arasında yer alıyor.

Sivas

Divriği Ulu Camii

İstanbul’un Tarihi Alanları – İstanbul (1985)

Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca önemini koruyan, Roma, Doğu Roma ve Osmanlı gibi büyük imparatorluklara başkentlik yapan İstanbul, 1985 yılından beri 4 bölge olarak Dünya Miras listesinde yer alıyor. Bu bölgeler Hipodrom, Ayasofya, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camisi ve Topkapı Sarayı’nı içine alan Sultanahmet Kentsel Arkeolojik Sit Alanı; Süleymaniye Camisi ve çevresini içine alan Süleymaniye Koruma Alanı; Zeyrek Camisi ve çevresini içine alan Zeyrek Koruma Alanı ve İstanbul Kara Surları Koruma Alanı’nı içeriyor.

UNESCO Türkiye Mirasları – Ayasofya, İstanbul

Göreme Milli Parkı ve Kapadokya – Nevşehir (1985) (Karma Miras Alanı)

Kapadokya bölgesi, milyonlarca yıl önce Erciyes, Hasandağ ve Güllüdağ volkanik dağlarının püskürmesiyle oluşmaya başlamış. Daha sonraki patlamalarda bazalttan oluşan sert kayalar, yumuşak tüf tabakasının üzerini kaplamış ve bu tabakayı korumuş. Volkanlardan püsküren bu maddelerle şekillenen plato, başta Kızılırmak olmak üzere akarsu ve göllerin tabakaları aşındırmasıyla da bugünkü şeklini almış. Roma İmparatorluğu’nun zulmünden kaçan ilk Hristiyanlar, buranın yer altı şehirlerine yerleşmeye başlamışlar. Bölgede 300’e yakın yer altı şehri ve 1.000’den fazla kilise olduğu söyleniyor.

UNESCO Türkiye Mirasları – Paşabağları

Kapadokya’da Göreme Milli Parkı, Derinkuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Karain Güvercinlikleri, Karlık Kilisesi, Yeşilöz Theodoro Kilisesi ve Soğanlı Arkeolojik Alanı UNESCO Dünya Miras listesinde yer alıyor.

Hattuşa: Hitit Başkenti – Çorum (1986)

Hattuşa (Çorum, Boğazköy), Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olarak Anadolu’da yüzyıllar boyu çok önemli bir merkez olmuş. Önceleri ilk sahipleri olan Hattiler tarafından Hattuş olarak adlandırılan şehir, Hitit egemenliğine geçtikten sonra Hattuşa adını almış. M.Ö 1700’lerde Kuşşara şehrinin kralı (İlk Hitit kralı) Anitta tarafından alınan Hattuşa, yine Anitta tarafından yıkılmış. Yaklaşık 100 yıl kadar sonra, I. Hattuşili tarafından tekrar kurularak 400 yıldan uzun bir süre hüküm sürecek olan bir uygarlığın başkenti hâline getirilmiş. Günümüzde görülebilen ve büyük çoğunluğu Büyük Kral IV. Tudhaliya dönemine ait olan kalıntılar arasında tapınaklar, kraliyet konutları ve surlar bulunuyor.

Hattuşa, Çorum Kaynak:Wikipedia (By Bernard Gagnon – Own work, CC BY-SA 3.0, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=37792370)

Nemrut Dağı – Adıyaman – Kahta (1987)

Nemrut Dağı yamaçlarında hükümdarlık yapmış olan Kommagene Kralı I. Antiochos, M.Ö 62 yılında Nemrut Dağı’nın 2.150 metre yükseklikteki en yüksek noktasına kendisi için bir anıt mezar (tümülüs) yaptırmış. Varlığı bilinmekle beraber, kralın mezarı henüz keşfedilememiş. I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek üzere yaptırdığı mezarın bulunduğu bölge, anıtsal heykelleri ve benzersiz manzarası ile Helenistik dönemin en görkemli kalıntıları arasında sayılıyor.

UNESCO Türkiye Mirasları – Nemrut Dağı

Burada yer alan anıtsal heykeller; doğu, batı ve kuzey teraslarına yayılmış. İyi korunmuş durumda olan 8-10 metre yükseklikteki dev heykeller, kireçtaşı bloklarından yapılmış. Doğu terası kutsal merkez sayılıyor. Bu nedenle en önemli heykel ve mimari kalıntılar burada bulunuyor. Roma İmparatorluğu’na bakan batı terasında Roma mitolojisi tanrıları Jüpiter, Merkür ve Mars heykelleri, Pers İmparatorluğu’na bakan doğu terasında Pers tanrılarının heykelleri var. Antiochos bu heykellerle Kommagene Krallığı’nın hem doğu hem de batı medeniyetlerini yansıttığını vurgulamış.

Hieropolis – Pamukkale – Denizli (1988) (Karma Miras Alanı)

Doğanın mucizesi Pamukkale, termal kaynakların sunduğu şifayla binlerce yıl insanlığı kucaklamış bir yerleşim. İsminin kelime anlamı Pamuk Kalesi. Bu ismi, sıcak su kaynaklarının oluşturduğu beyaz kalker çökeltilerinden alıyor. Yanıbaşındaki Hierapolis antik kentiyle birlikte UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor.

UNESCO Türkiye Mirasları – Pamukkale

Hierapolis, arkeoloji literatüründe Holy City yani Kutsal Kent olarak adlandırılıyor. Bunun nedeni de kentte bilinen birçok tapınak ve dinsel yapının varlığı. Bergama Kralı Eumenes II tarafından M.Ö 2. yüzyıl başlarında kurulan kent, Bergama’nın efsanevi kurucusu Telephos’un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera’dan dolayı Hierapolis adını almış. Kent, Roma İmparatoru Neron Dönemi’ne kadar (M.S 60) Helenistik kentleşme ilkelerine bağlı kalarak özgün dokusunu korumuş. Neron Dönemi depreminde büyük zarar görünce tamamen yenilenerek tipik bir Roma kenti görünümünü almış. Metal ve taş işlemeciliği, dokuma kumaşları ile ünlü olan kent, Büyük Konstantin döneminde Frigya (Phrygia) bölgesinin başkentliğini yapmış. Bizans döneminde Piskoposluk merkezi olmuş.

UNESCO Türkiye Mirasları – Hierapolis Antik Kenti Tiyatro

Xanthos – Letoon – Antalya – Muğla (1988)

M.Ö 8. yüzyıla ait kalıntılar bulunan antik kent Xanthos, Antik Çağ’da Likya’nın en büyük idari merkezi imiş. M.Ö 545’te Perslerin egemenliğine girene kadar bağımsız olmuş. Bundan yaklaşık olarak 100 yıl kadar sonra tamamıyla yanmış. Bu yangından sonra tekrar inşa edilmiş. M.Ö 2. yüzyılda Likya Birliği’nin başkenti olmuş. Şehirde Likya anıt mezarlarını, Likya akropolünü ve Bizans manastırını görebilirsiniz.

UNESCO Türkiye Mirasları – Xanthos

Xanthos’a 4 km uzaklıkta bulunan Letoon, Antik Çağ’da Likya’nın dini merkezi imiş. Zeus’tan hamile kalan Leto’nun adına kurulduğu rivayet edilen antik kentteki kalıntılar M.Ö 7. yüzyıla tarihleniyor. Kutsal ve politik bir yer olan kentte Leto, Apollon ve Artemis tapınakları ile birlikte bir manastır, bir çeşme ve Roma Tiyatrosu kalıntıları bulunuyor.

Letoon Kaynak:Wikipedia (Készítette: QuartierLatin1968 – originally posted to Flickr as Letoon_templeLatona_574, CC BY-SA 2.0, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=6620025)

Safranbolu – Karabük (1994)

Karadeniz kıyılarını Batı, Kuzey ve Orta Anadolu’ya bağlayan yol üzerinde bulunan ve ismini bölgede yetişen ve nadir bir bitki olan safran çiçeğinden alan Safranbolu, coğrafi konumu nedeniyle çok eski devirlerden beri yerleşim görüyor. 14. yüzyılın başlarından bu yana Türklerin hâkimiyetinde olan Safranbolu, özellikle 18. yüzyılda Asya ve Avrupa arasındaki ticaretin önemli bir merkezi olmuş. Safranbolu evleri komşuların birbirine saygılı olarak manzaralarını kapatmayacak şekilde yapılmış. Osmanlı mirası olan 2.000’e yakın ev buraya kişilik kazandırmış ve geçmişine açılan birer pencere olmuş. Türk kentsel tarihinin bozulmamış bir örneği olan bu şehir, geleneksel şehir dokusu, ahşap yığma evleri ve anıtsal yapılarıyla bütünü sit ilan edilmiş ender kentlerden birisi.

UNESCO Türkiye Mirasları – Safranbolu

Truva Arkeolojik Alanı – Çanakkale (1998)

Troia Tarihi Milli Parkı’nda Truva atı efsanesiyle ünlü Truva Antik Kenti, dünyadaki en ünlü antik kentlerden birisi. Dönemler boyunca tam 9 kez yıkılıp yeniden inşa edilmiş. Burada M.Ö 3000-2500 ile erken Tunç Çağı’ndan başlayarak M.Ö 85 – MS 8. yüzyılda Roma dönemine kadar uzanan bir tarihe tanıklık ediyorsunuz. Burası aynı zamanda Homeros’un ünlü İlyada ve Odysseia destanının doğduğu yer.

Truva antik kenti Kaynak:Wikipedia (By Brian Harrington Spier – Flickr, CC BY-SA 2.0, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=3252608)

Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi – Edirne (2011)

Selimiye Camii, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu II. Selim tarafından büyük usta Mimar Sinan’a yaptırılmış. Selim II (Sarı Selim)’in ölümüyle birlikte 1575’te ibadete açılmış. İnce ve zarif 4 minareye sahip büyük kubbesi, iç tasarımında kullanılan ve döneminin en iyi örnekleri olan taş, mermer, ahşap, sedef, çini motifleri, ince işçilikleri, kubbe ve kemerlerindeki kalem işleri, mermer döşemeli avlusu, el yazması kütüphanesi, eğitim kurumları, dış avlusu ve arastası ile bir sanat türünün zirvesini temsil ediyor. Selimiye Camii’sinde ilk kez Ayasofya’nın kubbe çapı geçildiğinden caminin ayrı bir önemi var. Mimar Sinan’ın gökyüzünü arşınladığı ve her köşesinde ayrı bir detayın gizli olduğu bu muhteşem eser ustanın en önemli yapıtı olarak biliniyor. Mimar Sinan bu eseri 80 yaşındayken yaptığı için burası mimarın ustalık eseri olarak da anılıyor.

UNESCO Türkiye Mirasları – Selimiye Camii

Çatalhöyük Neolitik Alanı – Konya (2012)

Çatalhöyük 9.500 yıllık tarihi ile dünyanın en önemli arkeolojik alanlarından birisi. Yaklaşık 8.000 insanı barındırmış olan bu Neolitik kasaba, tarih öncesinde yerleşik düzene geçen, toplayıcılık ve avcılıktan kurtularak ekip biçen ve üreten yerleşmelerin en önemlilerinden birisi. İki höyükten oluşan Çatalhöyük Neolitik Kenti’nin daha uzun olan Doğu Höyüğü, M.Ö 7400 ve 6200 yılları arasına tarihlenen 18 Neolitik yerleşim katmanından oluşuyor. Bu katmanlarda sosyal örgütlenmeyi ve yerleşik hayata geçişi simgeleyen duvar resimleri, rölyefler, heykeller ve diğer sanatsal öğeler yer alıyor. Batı Höyüğü ise M.Ö 6200 ve 5200 yılları arasına tarihlenen Kalkolitik Döneme ait kültürel özellikler gösteriyor. Bu özellikleriyle Çatalhöyük, aynı coğrafyada 2.000 yıldan fazla bir süredir var olan köylerden kentsel hayata geçişin de önemli bir kanıtı.

Çatalhöyük Kaynak:Wikipedia (Bởi Omar hoftun – Tác phẩm do chính người tải lên tạo ra, CC BY-SA 3.0, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=26650324)

Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu – Bursa (2014)

M.Ö 3. yüzyılda Bithynialılar ve Prusiaslılar tarafından kurulan, 1326 yılında Orhan Bey tarafından alınarak Osmanlı egemenliğine giren ve Osmanlı’nın ilk başkenti olan Bursa, Osmanlı İmparatorluğu’nun doğuşuna tanıklık etmiş bir kent. Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu Dünya Miras alanı, Orhangazi Külliyesi ve çevresini içine alan Hanlar Bölgesi, Hüdavendigar (I. Murad) Külliyesi, Yıldırım (I. Bayezid) Külliyesi, Yeşil (I. Mehmed) Külliye, Muradiye (II. Murad) Külliyesi ve Cumalıkızık Köyü olmak üzere 6 bileşenden oluşuyor.

Bursa

Cumalıkızık, Bursa

Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı – İzmir (2014)

Ülkemizin tarih zengini ilçesi Bergama, Orta Çağ’ın sonlarına kadar bilim ve kültürün en önemli aktarım aracı olan yazı ruloları ve kitapların imalatında kullanılan parşömenin ana vatanı. Bergama Zeus Sunağı, Berlin Müzesi’nde sergileniyor olsa da aslında onun ana vatanı da burası. Helenistik, Roma, Doğu Roma ve Osmanlı Dönemlerine ait katmanları içerisinde barındıran Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı; Pergamon (çok katmanlı kent), Kibele Kutsal Alanı, İlyas Tepe, Yığma Tepe, İkili, Tavşan Tepe, X Tepe, A Tepe ve Maltepe Tümülüsleri olmak üzere 9 bileşenden oluşuyor.

UNESCO Türkiye Mirasları – Bergama Akropol

Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı – Diyarbakır (2015)

Mezopotamya ile Anadolu medeniyetlerinin geçiş bölgesinde olan Diyarbakır’ın tarihi çok eski devirlere dayanıyor. Yontma taş ve Mezolitik devirlerde bu bölgede var olan mağaralardan burada yerleşim olduğu anlaşılmış. Bölgede Hurriler, Mitanniler, Hititler, Asurlar, Medler, Persler, Büyük İskender, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklular ve Osmanlılar hüküm sürmüş. Bölgede hüküm süren medeniyetlerin, kültürlerin ve dönemin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenerek özgünlüğünü ve 7.000 yıllık tarihsel varlığını sürdüren Diyarbakır Kalesi, Surları ve Burçları hâlâ orijinal özgün kültür varlıkları olarak yaşıyor. Bu eserler dünya tarihi için önemli bir evrensel miras özelliğini korumaya devam ediyor.

UNESCO Türkiye Mirasları – Hevsel Bahçeleri

Hevsel Bahçeleri, bahçe kültürünün çok önemli olduğu bir coğrafyada tarihi boyunca halkın kullanımına açık sivil bir bahçe olmuş. 30’dan fazla uygarlığın izlerini taşıyan bir bölgede 10.000 dönümlük alana yayılıyor. 8.000 yıl gibi çok uzun süredir bahçe olarak varlığını sürdürüyor. Tarımsal değerinin dışında kültürel ve tarihi olarak da özgün bir yere sahip. Hevsel Bahçeleri, dünyada ilk tarımın yapıldığı, bilinçle insanın toprağa ilk tohumu bıraktığı alan kabul ediliyor. Buradaki verimli topraklar yöre insanına tahıl, sebze, meyve sunuyor. Sucul bir ekosisteme sahip ve 28 tanesi endemik olmak üzere 51 balık türüne ev sahipliği yapıyor. 200’e yakın kuş türüne yuva oluyor. Aynı zamanda orman ekosistemine de sahip ve oldukça çeşitli ağaç türleri var.

Efes – İzmir (2015)

Dünyanın en önemli antik şehirlerinden biri olan İzmir’in en güneyindeki güzel ilçesi Selçuk ilçesindeki Efes’in tarihi M.Ö 7000 yıllarına dayanıyor. Antik dönemin en önemli merkezlerinden biri olan Efes tarih öncesi dönemden başlayarak Helenistik, Roma, Doğu Roma, Beylikler ve Osmanlı dönemleri boyunca yaklaşık 9.000 yıl kesintisiz yerleşim görmüş. Tarihinin tüm aşamalarında çok önemli bir liman kenti ve kültürel ve ticari merkez olmuş. Efes’in ilk yerleşimi Selçuk ilçesindeki Çukuriçi Höyük’te başlamış. Şehir M.Ö 560 yılında antik dünyanın 7 harikasından birisi sayılan Artemis Tapınağı çevresine taşınmış. Efes, zirvesine en yoğun nüfuslu olduğu Roma döneminde ulaşmış. Zengin Küçük Asya eyaletinin başkenti olarak Roma İmparatorluğu’nun mega kentlerinden biri hâline gelmiş. Küçük Asya’nın ilk ve en büyük metropolü unvanını almış.

UNESCO Türkiye Mirasları – Efes Antik Kenti

Efes Antik Kenti; Çukuriçi Höyük, Ayasuluk Tepesi (Selçuk Kalesi, St. John Bazilikası, İsa Bey Hamamı, İsa Bey Camii, Artemision) ve Meryem Ana Evi olmak üzere 4 bileşen ile UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor.

Ani Arkeolojik Alanı – Kars (2016)

Türkiye-Ermenistan sınırında yer alan Ani Arkeolojik Alanı, Erken Demir Çağı’ndan 16. yüzyıla kadar yerleşimin sürekli olduğu, tarih boyunca hem ticaret hem din hem de askeri merkez olan nadir şehirlerden birisi. 1001 kilise kenti olarak da anılan Ani, Ermeni kültürü, sanatı, mimari ve kentsel tasarım gelişiminin olağanüstü kalıntılarını taşıyor. Orta Çağ’ın şehircilik, mimarlık ve sanat açısından gelişiminin tüm zenginlik ve çeşitliliğinin bir arada görüldüğü kent Mezopotamya, Orta Asya ve Kafkaslar’dan gelen çok uluslu ve çok dinli toplulukların buluşma yeri olmasının özelliklerini yansıtıyor.

UNESCO Türkiye Mirasları – Ani Ören Yeri

Aphrodisias (Afrodisias) Antik Kenti – Aydın (2017)

Adını aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’den alan Aphrodisias, ülkemizin en önemli arkeolojik yerlerinden birisi. Yerleşim tarihi M.Ö 5000 yılına kadar uzanıyor. M.Ö 6. yüzyılda küçük bir köy iken ilk Aphrodithe tapınağı yapılmış. M.Ö 2. yüzyılda Menderes Vadisi’ndeki yoğun şehirleşme döneminde kent devleti (polis) statüsü kazanmış. M.Ö 1. yüzyılda Roma İmparatoru Augustus unvanını alan Octavian tarafından Tüm Asya’dan kendime bu kenti seçtim sözleriyle koruma altına alınmış. Roma Senatosu tarafından M.Ö 39 yılında vergi muafiyeti ve özerklik gibi ayrıcalıklar tanındıktan sonra hızla gelişmeye başlamış. M.S 3. yüzyılın sonlarında Roma İmparatorluğu’nun Karya Eyaleti’nin başkenti olmuş. M.S 6. yüzyıldan itibaren bayındır hâlini ve önemini kaybetmeye başlamış. 12. yüzyılda tamamen terk edilmiş.

Aphrodisias Antik Kenti

Göbeklitepe – Şanlıurfa (2018)

Göbeklitepe, insanlık tarihi bilgilerimizdeki ezberleri bozan, tarihi sil baştan yazdıran bir yer. Burası dünyanın bilinen en eski kült yapılar topluluğu. Olağan dışı buluntuları ile kutsal bir merkez olduğu kanısı uyandırıp M.Ö 10500-8600 arasına tarihlendiriliyor. Göbeklitepe’nin bize bıraktığı izler sayesinde insanoğlunun avcı-toplayıcı bir yaşam tarzından yerleşik hayata çiftçi-üretici düzene geçmek üzereyken sandığımız gibi mütevazi ve basit bir yaşam tarzıyla yetinmediklerini, aksine görkemli bir evre yaşadıklarını görebiliyoruz. Göbeklitepe’nin anıtsal bulguları yetkin bir taş işçiliğini yansıtıyor. Taş üzerinde kabartma tekniğiyle yapılarak aktarılan motiflerin içerik zenginliği ise karmaşık bir düşünsel düzeye ulaşıldığını gösteriyor. Eserlerdeki büyük boyutluluk, anıtsal ve sayısal yoğunluk ise gelişmiş sosyal düzenin, organizasyon ve koordinasyon kabiliyetinin ipuçlarını veriyor. 12.000 yıl öncesinin günümüze ilettiği bu kapsamlı bilgi hazinesi Göbeklitepe’yi eşsiz ve özel yapıyor.

Göbeklitepe

Türkiye’de UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listesine giren değerler

Somut olmayan kültürel mirası daha gözle görülür kılmak, önemi konusunda bilinçlenmeyi sağlamak ve kültürel çeşitliliğe saygı içinde diyaloğu desteklemek amacıyla oluşturulan listede şu gruplar var:

  1. İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi
  2. Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi
  3. En İyi Uygulama Örnekleri Listesi

Ülkemizden listeye girenler de bunlar:

Meddahlık (2008)

Meddahlık, taklit ve canlandırmalarla dinleyiciyi eğlendirmek amacıyla öykü anlatma sanatı olarak tanımlanıyor. Bu sanatı icra edenlere Arapça öven, metheden anlamında meddah deniliyor. Meddah sanatını icra ederken bir sandalye üzerine oturuyor, değnek (pastav) ve mendil (makreme) gibi aksesuarlar kullanarak öyküsünde canlandırmalar ve taklitler yapıyor.

Osmanlı kahvehanesinde gösterisini yapan bir meddah Kaynak:Wikipedia (Kamu Malı, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=3817062)

Mevlevî Sema Töreni (2008)

Mevlevî Sema Töreni, Allah’a ulaşma yolunun derecelerini sembolize eden, içinde dini öğe ve temalar barındıran ve bu hâliyle ayrıntılı kural ve niteliklere sahip tasavvufî bir tören. Mevlevîliğe özel bu seremoni, Mevlâna Celaleddin-i Rumî zamanında belli bir kurala bağlı kalmaksızın yapılırken Sultan Veled ve Ulu Arif Çelebi zamanından başlayarak disiplinli bir şekilde icra edilmiş. Bu kurallar Pir Adil Çelebi zamanına kadar geliştirilmiş ve son şeklini alarak günümüze kadar gelmiş. Tören birbiriyle bütünlük içinde farklı tasavvufî anlamlar içeren naat, ney taksimi, peşrev, Devr-i Veledî ve 4 selâm bölümünden oluşuyor ve Mevlevî müziği ile icra ediliyor.

Mevlâna’nın ölüm günü olan 17 Aralık, Şeb-i Arus yani düğün gecesi olarak kutlanıyor. Sema gösterileriyle taçlandırılan törenler her yıl gösterileri izlemeye gelen binlerce kişiyle dolup taşıyor. Ne de olsa onun ölüm gününde ağlamak yakışık almaz, düğün gününde gama kedere yer yoktur.

Âşıklık Geleneği (2009)

Anadolu’nun kültürel belleğinin yanı sıra kültürel çeşitlilik ve zenginliğinin de önemli bir ifadesi olan âşıklık geleneği, yüzyılların deneyimlerinden süzülerek biçimlenmiş, şiiri, müziği ve hikâye anlatımını içeren çok yönlü bir sanat. Kendine özgü geleneği ve icrası olan âşıklık geleneğinin en önemli niteliği, döneminin yaşayış ve hayata bakış tarzını, etik ve estetik değerlerini yansıtarak geniş halk kitlelerine hitap edebilmesi. Bu geleneği icra edenler içinde Aşık Veysel ve Neşet Ertaş’ı sayabiliriz.

Bir âşık performansı Kaynak:Wikipedia (The original uploader was Saposcat at İngilizce Vikipedi. – Transferred from en.wikipedia to Commons., Kamu Malı, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=7755093)

Karagöz (2009)

Karagöz, deve veya manda derisinden yapılan ve tasvir adı verilen bir gölge oyunu türü. İnsan, hayvan veya eşya şekilleri çubuklara takılıp arkadan yansıtılan ışıkla beyaz perde üzerinde hareket ettiriliyor. Sanatçının performansına dayalı olan Karagöz, Karagöz ve Hacivat arasında geçen karşılıklı komik diyaloglar ve atışmalara dayanıyor. Güldürü özelliği kelime oyunları, danslar ve hareketlerle sağlanıyor.

Karagöz ve Hacivat

Nevruz (2009) (Azerbaycan, Hindistan, İran, Kırgızistan, Özbekistan ve Pakistan ile ortak dosya (2016 yılında dosya Afganistan, Azerbaycan, Hindistan, Irak, İran, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Tacikistan ve Türkmenistan katılımı ile genişletilmiştir)

Orta Asya’dan Balkanlar’daki uluslara kadar çok geniş bir bölgede yerel renk ve inançlarla kutlanan Nevruz, her ulusun kendi kültür değerleriyle özdeşleştirip sembolleştirdiği, özü itibariyle baharın gelişinin kutlandığı coşkuyla karşılandığı bir gün. Farsça nev ve ruz kelimelerinden gelen Nevruz, ülkemizde Nevruz-i Sultan, Sultan Nevruz, Navrız, Newroz, Noruz, Mart Dokuzu, Gün Dönümü, Yılsırtı, Yumurta Bayramı gibi adlarla anılıyor. Yeni gün anlamına gelen ve bahar bayramı olarak da bilinen Nevruz, pek çok toplum için bir yılbaşı niteliği taşıyor.

Azerbaycan’da Nevruz kutlamaları Kaynak:Wikipedia (Gulustan – Yükleyenin kendi çalışması, CC BY-SA 3.0, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=9803185)

Geleneksel Sohbet Toplantıları (Yaren, Barana, Sıra Geceleri ve diğer, 2010)

Geleneksel sohbet toplantıları; sıra gezmeleri, sıra name, barana sohbetleri, yaran, sıra yarenler, kürsü başı sohbetleri, velime geceleri, cümbüş, delikanlı teşkilatı, gençler kurulu, gezek, keyf/ kef, muhabbet, oda teşkilatı, oturmah, sohbet, erfane olarak da adlandırılan farklı yörelerde farklı sayıda erkek gruplarının yılın özellikle kış aylarında ve belli kurallar çerçevesinde bir araya geldikleri sosyal dayanışma işlevli toplantıların genel adı.

Sıra gecesi

Zügürt Ağa, Eşkıya gibi birçok filmlerde yer verilen sıra gecesi sahnesi, sıra gecesine ilgi çekmeyi başardı. Sıra gecesi adı altında düzenlenen televizyon programlarının bir kısmında sıra gecesi içindeki sohbet, oyunlar ve müzik gibi bölümler yansıtılmaya çalışılmışsa da birçoğunda sıra gecesinin sadece müzik faslı bölümü yer aldı. Halbuki müzik sıra gecesinin sadece bir bölümü.

Alevi-Bektaşi Ritüeli Semah (2010)

Semah, Alevi-Bektaşi toplumunun ibadeti olan Cem’in belli bir aşamasında zakirlerin çaldığı bağlama eşliğinde kadın ve erkek (bacı ve kardeş) canların çalınan ezgilere uygun yaptıkları bir ritüel. Söylenen sözler ve müziğin ritmine uyarak yapılan mistik ve estetik hareketler ile Tanrı’ya ulaşma yolu. Semah dönmek, Cem törenleri (Ayn-i Cem) içinde yapılan 12 hizmetten birisi. Coğrafi bölgelere göre samah, semağ, zamah, zemah gibi farklı isimlerle anılıyor. Bölgelere göre semahların müzik ve ritim yapısı açısından farklı örnekleri ile karşılaşılıyor.

Semah

Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali (2010)

İki insanın birbiriyle hiçbir araç ve gereç kullanmadan eşit şartlarda belli bir alan, belli kurallar ve belli bir zaman içinde gerçekleştirdiği zihinsel ve fiziksel mücadele şeklinde tanımlanan güreş, insanlık tarihinin en eski sporlarından birisi. Tarihin her döneminde ilgi gören ve geleneksel olarak uygulanan güreş, ülkemizde ata sporu olarak anılıyor. Osmanlı’da pek çok yerde yapılan güreşler Edirne’de kalıcı olmuş. 650 yıldır geleneksel olarak devam ediyor.

Kırkpınar yağlı güreş festivali Kaynak:Wikipedia (No machine-readable author provided. Math34 assumed (based on copyright claims). – No machine-readable source provided. Own work assumed (based on copyright claims)., Kamu Malı, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=1026553)

Geleneksel Tören Keşkeği (2011)

Kadın ve erkek gruplarının toplu olarak iş paylaşımı ve katılımıyla büyük kazanlarda ve açık ateşlerde buğday ve etin birlikte pişirilmesiyle yapılan tören yemeğine keşkek, bu yemeğin etrafında gerçekleşen ritüellere de Tören Keşkeği Geleneği adı veriliyor. Keşkek geleneği, toplumsal katılımın yüksek olduğu törenlerde ortak iş gücü ve paylaşıma dayalı olarak gerçekleştirilen dayanışmacı bir sosyal pratik. Keşkek pişirilmeden önce buğday ve etin uzun süre boyunca dövülmesi ve pişirilme sırasında ise yemeğin ortak bir ritimle karıştırılması geleneğin sembolik yönlerini oluşturuyor.

Keşkek

Mesir Macunu Festivali (2012)

Yaklaşık 500 yıllık geçmişe sahip mesir macunu, dünyada eşine az rastlanan geleneklerden birisi. Her yıl 21 Mart Nevruz günü başlayan temsili karma törenini takip eden hafta sonunda düzenlenen saçım töreniyle Mesir Festivali’nde final yapılıyor.

Mesir macunu

Şifalı bir yiyecek olduğu kabul edilen mesir macununun ortaya çıkışı tarihsel bir öyküye dayanıyor. 1522 yılında Yavuz Sultan Selim’in eşi ve Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi olan Ayşe Hafsa Sultan hastalanmış. Dönemin ünlü hekimi Merkez Efendi, 41 çeşit baharatı karıştırarak elde ettiği ürünü Sultan’a yedirmiş. Mesir macunu ismiyle günümüze kadar ulaşan bu şifalı karışım, Hafsa Sultan’ı kısa sürede sağlığına kavuşturmuş. Yardımsever kişiliğiyle bilinen Hafsa Sultan, iyileşmesini sağlayan mesir macununun her yıl Nevruz haftasında halka dağıtılmasını istemiş. Bunun üzerine her yıl Nevruz günü 41 çeşit baharat karılarak hazırlanan ve küçük kâğıtlara sarılan mesir macunu, Manisa’daki Sultan Camisi’nin kubbe ve minarelerinden halka saçılmış. O günden bu güne her yıl aynı dönemde Sultan Camisi etrafında toplanan halka şenlikler yapılarak mesir macunu dağıtılıyor.

Türk Kahvesi ve Geleneği (2013)

İlk kahve ağacının Etiyopya’da bulunduğu ve dünyaya Etiyopya’da Mocha’dan yayıldığı söyleniyor. Kahvenin Osmanlı sarayına girişi ise I. Selim ya da Kanuni dönemine denk geliyor. Yemen Valisi Özdemir Paşa Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’a kahverengi kahve çekirdekleri yollarmış. Hatta Kahve Yemen’den gelir atasözü o günlerden günümüze ulaşıyor. Türk kahvesi kültürü ve geleneği ise kahvenin İstanbul’da kahvehanelerde servis edilmeye başlandığı 16. yüzyıla uzanıyor.

Türk kahvesi

Türk kahvesinin Avrupa sahnesine çıkmasının ardında ise bir savaş var. 1683 Viyana kuşatmasında Avusturyalılar, Osmanlı ordusunun geri çekilirken bıraktığı kahve çuvallarını deve yemi sanarak Tuna Nehri’ne dökmeye kalkmış. Türk kültürünü yakından tanıyan gezgin ve casus Franz Kolschitzky ise kilolarca kahveyi nehrin sularından kurtarmış. Ardından St. Stephan Katedrali’nin yanında Avrupa’nın ilk kafesi olduğu düşünülen The Blue Bottle Coffee’yi açmış.

Kahve ağaçlarının gelişmesi için en ideal şartlar, yeryüzünün Ekvatoral kuşak denilen ve kuzeyde 25 derece, güneyde 30 derece paralelleri arasında yer alan bölgesinde yer alıyor. Yüksek bölgelerde ve daha zengin topraklarda narin Arabica kahve, daha alt seviyelerde ve yüksek sıcaklıklarda dayanıklı Robusta türü kahve yetişiyor. Türk kahvesi daha yumuşak içimli ve aromatik olan Arabica çekirdeklerinin kavrulup pudra gibi öğütülmesiyle elde ediliyor. 500 yıldır süregelen bu lezzet hammaddesi bize ait olmasa da kendine özgü pişirme tekniği ile uluslararası tescilli ilk markamız oldu.

Ebru: Türk Kâğıt Süsleme Sanatı (2014)

Ebru, kitap süsleme sanatı ve kitap ciltlerinde yan kağıdı (kapak ile kitabı birbirine bağlayan kâğıt) olarak tarihsel süreçte geleneksel bir sanat hâline gelmiş. 13. yüzyılda ilk Ebru formları Orta Asya’da görülmüş. İran aracılığıyla Anadolu’ya yayılmış. Osmanlı döneminde Türk hat ustaları ve sanatçıları yeni formlar yaratmış ve tekniklerini geliştirmişler.

9 yaşındaki yeğenim Yasemin’imin ebru çalışması

İnce Ekmek Yapımı ve Paylaşımı Geleneği: Lavaş, Katrıma, Jupka, Yufka (2016) (Azerbaycan, İran, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye ile ortak dosya) 

Lavaş, Katırma, Jupka ve Yufka, oklava ya da elle açılan yuvarlak veya oval biçimli ince ekmek türlerinden olup Azerbaycan, İran, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’de yaşayan halklarca sadece yemek amaçlı bir tüketim maddesi değil aynı zamanda bu coğrafyada geçmişten günümüze aktarılan ortak bir yapma ve paylaşma kültürünü simgeliyor.

Ekmek yapımı – Fotoğraf Rıdvan Arvas

Geleneksel Çini Sanatı (2016)

Hamur hâline getirilmiş killi toprağın pişirilmesiyle yapılan, çeşitli renk ve motiflerle süslenmiş sırlı seramik ev eşyaları veya duvar panolarına çini deniyor. Çinicilik ise minai, lüster, perdah, sıraltı gibi kendine özgü yapım ve süsleme teknikleriyle 12. yüzyıldan beri yaşayan geleneksel Türk çini sanatının etrafında şekillenen zanaatkârlığı ifade ediyor.

Çini sanatı

Bahar Bayramı Hıdırellez (2017) (Makedonya ile ortak dosya)

Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan Hıdırellez günü, Hızır ve İlyas Peygamber’in yeryüzünde buluştukları gün olması nedeniyle kutlanıyor. Bugün Hristiyanlarca baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak kabul ediliyor. Ortodokslar bugünü Aya Yorgi, Katolikler St. Georges Günü olarak kutluyorlar.

Yeğenim Hıdırellez ateşinden atlayıp dilek dilerken

Hızır ve İlyas sözcükleri birleşerek halk ağzında Hıdırellez şeklini almış. Hıdırellez günü Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs, eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Julyen takvimine göre ise 23 Nisan gününe denk geliyor. Ülkemizde Hıdırellez Bayramı 6 Mayıs tarihinde kutlanıyor.

Dede Korkut-Korkut Ata Mirası: Kültürü, Efsaneleri ve Müziği (2018) (Azerbaycan ve Kazakistan ile Ortak Dosya)

Dede Korkut (Korkut Ata), Oğuz Türkleri’nin eski destanlarında yüceltip kutsallaştırılmış, bozkır hayatının geleneklerini ve törelerini çok iyi bilen, kabile teşkilatını koruyan yarı-efsanevi bir bilge. Aynı zamanda da Türkler’in en eski destanı olan Dede Korkut Kitabı’ndaki hikâyeleri anlatan ozan. Dede Korkut kültürünü oluşturan destan, masal ve müzik içerisinde yer alan, dilden dile ve kuşaktan kuşağa aktarılan değerler, ülkemizin kültürel belleğinde canlılığını koruyor. Geçmişle bugün arasındaki kültürel bağın güçlenmesine, kültürel devamlılığın, aidiyet ve kimlik anlayışının geleceğe taşınmasına katkıda bulunuyor. Birikimi ve değerleri sınırları aşan Dede Korkut mirası, bu yönüyle Türkçe konuşan ülkelerde birleştirici bir unsur olarak son derece önemli.

Aşkabat’taki Dede Korkut (Korkut Ata) heykeli Kaynak:Wikipedia (John Pavelka from Austin, TX, USA – Gorkut Ata Statue at Independence Monument, CC BY 2.0, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=74698275)

Geleneksel Türk Okçuluğu (2019)

Türkler tarih sahnesine ok ve yay ile girmiş. Göktürklerde ok adanmışlığın, yay ise üstünlüğün sembolü.  Ok ve yay kutsal bir niteliğe sahip. Ok ve yay üzerine edilen yeminlerin özel bir önem taşıyor. Mesela Dede Korkut masallarında bir Türk’ün Alp sayılabilmesi için uçan kuşu okla avlayabilmesi şartı var.

Geleneksel Türk okçuluğu Kaynak:Wikipedia (A painter of the Ottoman Nakkaşhane – süleymanname, Kamu Malı, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=1459138)

Minyatür sanatı (2020) (Azerbaycan, İran ve Özbekistan ile ortak dosya)

Minyatür, kendine has boyama tekniği ve anlatım dili ile çok ince işlenmiş küçük boyutlu resimler ve bu türdeki resim sanatları için kullanılıyor. Yaygın olarak el yazması kitaplardaki metni görselleştiren, metinde yer alan bilgileri daha açık hâle getiren kitap resimleri minyatür olarak biliniyor. Minyatür sanatının en önemli özelliklerinden birisi, anlatılmak istenen konunun eksiksiz olarak aktarılması. Bu nedenle minyatür sanatında perspektif kullanılmıyor.

Minyatür kelimesinin Latince kırmızı ile boyamak anlamına gelen miniare kelimesinden türediği ve daha sonra Fransızca’ya miniature biçiminde geçtiği düşünülüyor. Batı el yazmalarındaki kitap resimleri dışında 13-19. yüzyıllar arasında İslam dünyasında tasvir, tasvir-i humayun, şebih, suver, tarrahi, resm, resim, hurda(e) nakış, meclis, kalemişi gibi adlar altında gerçekleştirilen sanat üretimleri de Türkçe’de 19. yüzyılın sonundan itibaren minyatür adıyla anılmış.

Minyatür sanatı – Mirza Ali, Nizami Hamse’sine minyatür: “Hüsrev Barbed’i dinlerken”, 1539-1543, British Library, Londra Kaynak:Wikipedia (Mirza Ali – Not necessary, PD by age., Kamu Malı, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=8711643)

Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi

UNESCO listesine acil koruma gerektiren somut olmayan kültürel miras listesinden giren değerlerimiz de var.

Islık Dili (2017)

Islık dili; parmak, dil, diş, dudak ve yanaklar yardımıyla oluşan ıs­lığın kelime değeri kazanmasıyla kurulan iletişim sisteminin adı. Günlük hayatın ihtiyaçlarının kar­şılanmasında işlevsel olan ıslık dili, böylece insan yaratıcılığının bir ör­neği olup ezgisel ve ritimsel niteliği ile de estetik bir boyut kazanıyor. Islık dili özellikle Giresun olmak üzere Karadeniz’in birçok yöresinde yaygınlık gösteriyor. Günümüzde Türkiye’nin Doğu Kara­deniz Bölgesinde 10.000’e yakın insa­nın ıslık dilini konuşabildiği ve/veya anlayabildiği tahmin ediliyor.

Bu yazımda UNESCO listesine giren dünya miraslarımızdan, somut olmayan kültürel miraslarımızdan ve acil koruma gerektiren somut olmayan kültürel miraslarımızdan bahsettim. Bu mirasların her geçen sene artması dileğiyle…