Paris Gezi Rehberi – Romantizmin ve Aşkın Şehri
Dünyanın en romantik kenti neresidir? sorusuna verilecek en doğru cevaplardan biri kuşkusuz Paris olacaktır. M.Ö 3. yüzyılda Kelt kökenli bir Galya kabilesi tarafından kurulan Paris, 18. yüzyılda yaşanan Fransız Devrimi’nin de merkezidir. Moda, bilim, sanat, finans ve ticaretin kalbi konumundaki Fransa’nın başkenti; her köşesinde kendine has estetiğiyle ziyaretçilerini selamlayan bir şehirdir. Burası UNESCO Dünya Kültür Mirası zenginidir. Nereler mi UNESCO Dünya Kültür Mirası listesindedir? Gotik mimari şaheseri Notre Dame Katedrali, Seine Nehri kıyıları, Le Corbusier’nin Mimari Çalışması, Modern Akıma Olağanüstü Bir Katkı kategorisi içindeki Immeuble Molitor ile Villa Jeanneret & Villa La Roche, Versay Sarayı ve Parkı, Fontainebleau Sarayı ve Parkı, Orta Çağ yerleşimi Provins…

Bugün attığımız her adımda bizi romantizmiyle büyüleyen Paris, aslında binlerce yıllık devasa bir tarihin üzerinde yükseliyor. Gelin, bu büyüleyici başkentin sokaklarında zamanı biraz geriye saralım.
Paris’in hikâyesi, yaklaşık M.Ö 250 yıllarında Kelt kökenli bir Galya kabilesi olan Parisii’lerin Seine Nehri’nin ortasındaki adaya (bugünkü Île de la Cité) yerleşmesiyle başlamış. Şehir adını bu ilk kurucularından almış. Ancak bu stratejik bölge, dönemin en büyük gücü olan Roma’nın gözünden kaçmamış. M.Ö 52 yılında ünlü Romalı komutan Jül Sezar şehri ele geçirmiş. Romalılar buraya Lutetia adını vermiş, yollar, hamamlar ve tiyatrolar inşa ederek şehri bir Roma merkezine dönüştürmüş.

Roma İmparatorluğu’nun zayıflamasıyla birlikte sahneye Germen kökenli bir halk olan Franklar çıkmış. M.S 486 yılında Frank Kralı Clovis, Romalılar’ı bölgeden tamamen çıkarmış. 508 yılındaysa Paris’i Frank Krallığı’nın resmî başkenti ilan etmiş. İşte bugünkü Fransa ismi ve Fransız kimliği, bu Germen kavminin Paris’e yerleşmesiyle kök salmaya başlamış.

Paris; tarih boyunca sadece krallara değil, özgürlük çığlıklarına da ev sahipliği yapmış. 14 Temmuz 1789’da Paris halkı, kraliyetin baskısını sembolize eden Bastille Hapishanesi’ni basmış. Bu kıvılcım, monarşiyi yıkan ve tüm dünyaya “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” fikirlerini yayan Fransız Devrimi’ni başlatmış. Paris, bu dönemde feodalizmin yıkılıp modern dünyanın kurulduğu ana merkez olmuş.

Paris bugün dünyanın en romantik şehri olarak biliniyor ve bu unvanı biraz da ışıklarına borçlu. Şehre “Işık Şehir” (La Ville Lumière) denmesinin ilk sebebi, 1667 yılında suç oranını düşürmek için sokakların mum ve yağ lambalarıyla aydınlatılmasıymış. Ancak asıl büyük dönüşüm 1820’lerde yaşanmış; Paris, dünyada gaz lambalarıyla sokakları toplu hâlde aydınlatılan ilk şehirlerden biri olmuş. Geceleri parıldayan bu caddeler; şairlerin, âşıkların ve sanatçıların ilham kaynağı hâline gelerek Paris’in kalıcı romantizmini tarihe kazımış.
Gezi tarihimi incelediğimde en çok ziyaret ettiğim Avrupa başkenti olan Paris, her gidişimde bende farklı hisler uyandırdı. Herşeyden önce burası içime çok yavaş işledi. İlk gidişimde Fransızca konuşmadığım için bana zor anlar yaşatan Parisliler yüzünden bu şehre hiç ısınamamışken, ikinci gidişimde Parisliler’i hiç kaale almadan şehre daha çok konsantre olabilmeyi başardım. Üçüncü ve sonraki ziyaretlerimdeyse şehri daha detaycı bir gözle inceledim. Glob DMC’nin düzenlediği Comfort Benelüks & Paris & Alsace & İsviçre Turu sırasında da burayı daha çok içime sindirdim. Sonuç olarak burası gözüme çok daha güzel gözüktü, kalbimde Paris’e derin bir yer açıldı.

Paris’te ne yapılır?
Montmarte ressamlar tepesinde onion soup (soğan çorbası) içmek, Seine Nehri kıyısında yürümek, şehrin olmazsa olmazı Eyfel Kulesi’ni görmek, yeni yıl öncesinde kurulan Noel pazarlarının insanın içini ısıtan havasını solumak, Notre Dame Katedrali’nde pazar ayinine katılmak, civarındaki kafelerde kahve yudumlarken elmalı turta yemek derken; her gezgin kendini buranın büyüsüne kaptırıyor. Zaten asıl hedef buranın tarihini, güzel mimarisini ve de ruhunu daha net fark edebilmek değil mi?

Paris’in en özel kabarelerinden olan Moulin Rouge veya Lido’yu izlemek, kesinlikle en azından bir kez yaşanması gereken bir deneyim.
Eğer Noel zamanı Paris’teyseniz, Tuileries Garden’da Noel Pazarı kuruluyor. Burası yerel yiyecekler, hediyelik eşyalar, oyun alanlarıyla Paris’in en büyük Noel Pazarı. Her köşe başında sıcak şarap ve sıcak çikolata satılıyor.

Paris’te gezilecek yerler listesi
Güzel Fransa‘nın güzel başkentine hoşgeldiniz!

Paris turu için başlangıç noktanızı Trocadero Meydanı (Place du Trocadéro et 11 Novembre) olarak belirleyebilirsiniz. Eyfel Kulesi en güzel buradan izleniyor. Kuleyi gördükten sonra da meydanın en ucundaki iki taraflı merdivenlerden inerek kuleye doğru yürüyebilirsiniz.
Peki en güzel şehir manzarası nereden izlenir, biliyor musunuz? Eyfel Kulesi’nin 2. veya 3. katından, Zafer Takı’nın (Arc de Triomphe) tepesindeki seyir terasından, Montparnasse Kulesi’nin 56. katındaki gözlem noktasından, Sacré-cœur Bazilikası’nın önündeki geniş terastan; nefis bir panoramik şehir manzarası izleyebiliyorsunuz.
Şehir içinde metro kullanacaksanız, biletinizi sakın atmayın. Yoksa olası bir kontrolde biletiniz yoksa 50 EUR ceza ödüyorsunuz. Hatta Navigo Pass almanızı öneririm. Çünkü bazı istasyonlarda bilet satış gişesi yok. Navigo Pass’ın 1-3 gün gibi değişik opsiyonları oluyor, gezi programınıza uygun olanı satın alabilirsiniz.
Şehir dışına çıkmak isterseniz, Chantilly Sentis; Paris’in kalabalığından kaçıp kendinizi Fransız aristokrasisinin ve Orta Çağ tarihinin huzurlu kollarına bırakabileceğiniz bir durak. Burada Roma surlarından başlayıp Orta Çağ’ın dar sokaklarından geçerek, 19. yüzyılın şato ihtişamına uzanan bir rotayı keşfedebilirsiniz. “Atların Başkenti” olarak da bilinen bölgede Prix de Diane gibi prestijli at yarışlarını izleyebilirsiniz.
Normandiya ile Bretonya sınırında, denizin ortasında yükselen Mont Saint-Michel de kaçırılmaması gereken bir başka durak. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan bu yapı, hem bir manastır hem de aşılması imkânsız bir kale. Buranın “Batı Dünyası’nın Mucizesi” olarak anılması, biraz da coğrafyasından kaynaklanıyor. Çünkü burası Avrupa’nın en yüksek gelgit farklarının yaşandığı yerlerden biri. Bölgenin gastronomi literatürüne giren ünlü detayıysa Mère Poulard’ın omletleri. Odun ateşinde pişirilen bu efsanevi, sufle kıvamındaki omletlerin hikâyesi 1888’e dayanıyor. Omletler günümüzde hâlâ o geleneksel ritüelle (bakır tavalarda ritmik bir sesle çırpılarak) hazırlanıyor.
Şimdi gelin, Paris’te gezilecek yerler listesine birlikte bir göz atalım.
Eyfel Kulesi
Eyfel Kulesi, 1889 Dünya Sergisi için Gustave Eiffel tarafından yapılmış. Parisliler tarafından o zamanlarda beğenilmeyen kule neredeyse yıkılacakmış. Günümüzdeyse Eyfel Kulesi olmadan Paris’i hayal etmek bile zor.
Eyfel Kulesi’ne çıkmak istiyorsanız, biletinizi önceden online almanızı öneririm. İki tür bilet var, merdivenli veya asansörlü. Asansörlü biletler de 1. kat, 2. kat ve en üst kat olarak üç tür satılıyor. Asansör sırası çok bekleniyor, bu nedenle kuleye çıkmak uzun zaman alıyor.
Eyfel’in önünde akşamları her saat başı ışık şovu yapılıyor.

Seine Nehri
Seine Nehri tam 777 km uzunluğunda. Burgundy’den doğup Sweet Paree olarak adlandırılan Paris’in kalbinden geçerek Normandiya’nın meyve ağaçları ve tarlaları boyunca devam ediyor. Seine Nehri turları, dünyanın en güzel nehir cruise rotaları arasında yer alıyor. Ayrıca Seine Nehri kıyıları, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunuyor.

Sadece şehir içinden geçen Seine Nehri Turu’na katılarak kenti izlemek de buranın olmazsa olmazları arasında yer alıyor. 75 dakika süren ve büyük olarak adlandırılan 2 nehir turu var; Bateaux Mouches ve Bateaux Parisien. Bateaux Mouches, Pont d’alma’dan kalkıyor. Bateaux Parisien, Eyfel Kulesi’nin kıyısından kalkıyor. Bu turların soğuk havada da kapalı ısıtmalı yeri var.

Seine Nehri boyunca ikonik köprülerden geçiyorsunuz. Bunlardan biri de Pont Neuf (Yeni Köprü). İsminin aksine, bu köprü Seine Nehri üzerinde yer alan en eski köprü. Île de la Cité’nin batı ucunda, Rive Gauche ile Rive Droite’i birbirine bağlıyor. Auguste Renoir’ın ünlü 1872 tarihli tablosuna ilham olmuş. Köprü günümüzde Paris’in en turistik yerlerinden biri. Hatta yakınında Rue du Pont-Neuf adında bir sokak da var. Juliette Binoche’nin başrolünü oynadığı 1991 yılı yapımı Köprü Üstü Âşıkları filminde de bolca Pont Neuf’u görüyorsunuz. (Ancak filmle ilgili şöyle bir durum var: Yasal çekim izin süresi içinde filmin çekimi yapılamadı. Bunun üzerine yönetmen; Fransa’nın güneyinde, Lansargues kasabasındaki boş bir arazide Pont Neuf’un, çevresindeki binaların ve hatta Seine Nehri’nin devasa bir kopyasını inşa ettirip filmi orada çekti.)
Louvre Müzesi
Louvre Müzesi dünyanın en çok ziyaret edilen müzesi olma unvanına sahip. Bir zamanlar Fransa’nın kraliyet ailesine ev sahipliği yapan müze, 1793 yılında ziyarete açılmış. Müzede Yunan, Etrüsk ve Roma eserleri, Yakın Doğu eserleri, Mısır Eserleri, Dekoratif Sanatlar, Çizgi ve Desen Sanatları, İslam Sanatı, Resimler ve Heykeller olmak üzere 8 ayrı bölüm var. Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa’sı, David, Rembrandt, Rubens ve daha pek çok sanatçının en ünlü eserleri Louvre’da sergileniyor. Eğer müzeyi hakkıyla gezmek istiyorsanız, 2 günününüzü ayırmalısınız. Yoksa sadece görüp geçersiniz, Louvre eksik kalacaktır.

Bibliothèque Nationale De France (Fransa Ulusal Kütüphanesi)
Dünyanın en önemli kütüphanelerinden biri olan Fransa Ulusal Kütüphanesi’nin dış yüzeyi açık kitap şeklinde tasarlanan dört dev kuleden oluşuyor. Louvre Müzesi’ne 250 m mesafede olan kütüphane, Fransa’da yayımlanan tüm yayınları toplamaktan sorumlu ve yaklaşık 40 milyon kitaba ev sahipliği yapıyor.

Atlıkarınca Zafer Takı (Arc de Triomphe du Carrousel)
Carrousel Meydanı’nda bulunan Atlıkarınca Zafer Takı (Arc de Triomphe du Carrousel), Korint düzeninde Neoklasik mimariye sahip. Champs-Élysées’nin en ucunda bulunan Yıldız Zafer Takı’nın yaklaşık yarısı kadar büyük. Üçüncü ve Dördüncü Koalisyon Savaşları’nda Napolyon’un askeri zaferlerini anmak için 1806-1808 yılları arasında inşa edilmiş.

Jardin des Tuileries
Jardin des Tuileries, Louvre Müzesi ve Place de la Concorde arasında kalıyor. Bahçe, Catherine de’ Medici tarafından 1564 yılında Tuileries Sarayı’nın bir parçası olarak açılmış. Fransız Devrimi’nden sonra halka açık bir park olmuş. Bahçenin dört bir yanında Auguste Rodin, Alberto Giacometti ve Aristide Maillol gibi dünyaca ünlü sanatçıların heykel ve bronz eserleri sergileniyor. Parkın batı ucunda, Claude Monet’nin devasa Su Zambakları (Water Lilies) eserine ev sahipliği yapan Musée de l’Orangerie ve çağdaş fotoğrafçılık müzesi Jeu de Paume yer alıyor.

Musée de l’Orangerie
Tuileries Bahçesi’nin kalbinde yer alan Musée de l’Orangerie, âdeta Claude Monet’nin ışık ve renk dünyasına açılan bir kapı. Müzenin en can alıcı noktası, Monet’nin devasa Su Zambakları (Les Nymphéas) panelleri için özel olarak tasarlanan oval salonlar. Gün ışığının tavan pencerelerinden süzülerek eserlerin üzerinde dans ettiği bu mekân, ziyaretçilere bir müzeden ziyade huzurlu bir sığınak hissi veriyor. Sadece Monet ile sınırlı kalmayan koleksiyon; Picasso, Modigliani ve Renoir gibi ustaların eserlerini barındıran Jean Walter ve Paul Guillaume koleksiyonuyla Empresyonizm ve Post-Empresyonizm meraklıları için tam bir görsel şölen sunuyor.
Yıldız Zafer Takı (Arc de Triomphe de l’Étoile)
İmparator Napolyon’un zaferleri anısına yapılan Yıldız Zafer Takı (Arc de Triomphe de l’Étoile) ya da kısaca Zafer Takı (Arc de Triomphe), 1836’da Napolyon’un hükümdarlığı sona erdikten çok sonra tamamlanmış.

Champs-Élysées (Şanzelize)
Place de la Concorde’dan Zafer Takı’na kadar uzanan Champs-Élysées, şehrin en ünlü ve prestijli caddesi. Burada alışveriş yapmak biraz cep yakabilir ama bu kadar ünlü markayı da bir arada zor bulursunuz.
Champs-Élysées’nin bugünkü görünümünde Osmanlı’nın da etkisi var. Şaşırdınız, değil mi? Hemen anlatayım… Bourbon Hanedanı’ndan gelen, Fransa kralı IV. Henry’nin ikinci eşi, Fransa kraliçesi ve Medici Hanedanı’nın bir üyesi olan Marie de’ Medici; 1615 yılında Champs-Élysées’nin iki yanının ağaçlandırılması için emir vermiş. At kestanesi ağacında karar kılmışlar. Çünkü bu ağaç yıldırım çekmeyen, hava kirliliğini önleyen, tohumları, yaprağı, meyvesi şifalı bir ağaç. Ancak o dönemde Avrupa’da bu ağaç yokmuş, İstanbul’sa tam anlamıyla bir at kestanesi ormanıymış. Fransa Krallığı, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ağaç göndermesini rica etmiş. Padişah I. Ahmet de Fransa’ya binlerce at kestanesi fidanı hediye etmiş. İşte günümüzde Paris’in ünlü Champs-Élysées’sini, parklarını süsleyen at kestanesi ağaçları; 17. yüzyılda Osmanlı’dan gönderilen o ağaçlar.

Sainte-Chapelle
Île de la Cité üzerindeki Sainte-Chapelle, Kral IX. Louis tarafından 1241-1248 yılları arasında inşa ettirilen bir kraliyet şapeli. Yüksek gotiğin ışık mimarisi idealinin en saf ve en sistematik örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Place de la Concorde
Tuileries, Champs-Élysées ve kentin en büyük meydanı Place de la Concorde kesişiminde Mısır‘dan getirilen 3.200 yıllık dikilitaş yükseliyor.

Place Vendôme
Louis XIV’ün emriyle inşa edilen Place Vendôme, Paris’in tam kalbinde yer alan bir meydan. Karen François Girardon, 1699 yılında meydana Kral Louis XIV’ün at üstünde devasa bir atlı heykelini yaptırtmış. Ancak heykel, 13 Ağustos 1792’de Fransız Devrimi sırasında sökülmüş. Napolyon, sökülen kral heykelinin yerine 1806 yılında Austerlitz Zaferi anısına Vendôme Sütunu’nu diktirmiş.
Notre Dame Katedrali
12. yüzyılda inşa edilen Notre Dame Katedrali, kentte inşa edilen ilk Gotik katedrallerden. Katedral 19. yüzyılda neredeyse yıkılmak üzereyken Victor Hugo duruma el koymuş. Notre Dame’ın Kamburu isimli romanı yazan Hugo, böylece katedrale ilgi çekerek yenilenmesini sağlamış. Gotik mimari şaheseri Notre Dame Katedrali, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunuyor.

Katedralin Kuzey Kulesi’ndeki gözlem yerinden harika bir şehir manzarası var. Ben de Kuzey Kule’ye tırmanıp Quasimodo’nun seyrettiği yükseklikten kenti seyre daldım…

Bu muhteşem katedralde hele bir de ayine denk geldiniz mi, daha ne isteyeceksiniz?

Ancak Mart 2019’da acı bir olay yaşandı ve bu tarihi yapının yanışını izledik. Gotik mimarinin klasiklerinden olan 856 yıllık yapının çatısında başlayan yangın, katedralin 96 metrelik en yüksek kulesinin yıkılmasına ve çatının tamamen çökmesine neden oldu. Yangının çıkış nedeni tespit edilemedi. Katedralin onarım çalışmaları için toplanan bağış miktarının 700 milyon EUR’ya ulaşmasıysa bir yandan dudak uçuklatırken bir yandan da beraberinde pek çok eleştiri getirdi. Dünya üzerinde bu kadar açlık varken bir yapının (her ne kadar tarihi değeri paha biçilmez olsa da) bu kadar yüksek bağış toplayabilmesi, insanların kafasında soru işareti oluşturdu.

Jardin du Luxembourg
17. yüzyılda Kral 4. Henry’nin karısı Marie de Medici için tasarladığı Jardin du Luxembourg, 19. yüzyılda halka açılmış. Burası günümüzde şehrin en popüler parkları arasında bulunuyor.

Montmartre
Montmarte ressamların bulunduğu bir tepe. Merdivenlerden tırmanarak ya da fünikülerle çıkabiliyorsunuz. Burada ressamlara portrenizi çizdirebilir ya da bir kafeye oturup yerel lezzet soğan çorbasının (onion soup) tadına bakabilirsiniz.

Sacré-Cœur Bazilikası
Montmartre tepesindeki Sacré-Cœur Bazilikası (Kutsal Kalp Bazilikası), Paris’in en yüksek noktasında yer alıyor. 1909’da kutsanan ve en çok içindeki gösterişli altın mozaiklerle bilinen bazilikanın terasından nefis bir Paris manzarası var.

Catacombs of Paris
Paris’in altında 6 milyon ceset olduğunu biliyor muydunuz? Durun anlatayım…
18. yüzyıl Paris’inde salgın hastalıklar nedeniyle mezarlıklar yetersiz gelmeye başlamış. Artık vefat eden kişileri gömecek yeni yer bulunamıyormuş. Bunun üzerine Kral 16. Louis’in mimarbaşı Charles-Axel Guillaumot’ın aklına dahiyane bir fikir gelmiş. Sonuç olarak şehrin ilk inşası sırasında kullanılan sarı kalker taşlarını sağlamak üzere oyulan maden ocaklarındaki yaklaşık 320 kilometrelik tünel ağının bir bölümüne ölülerin gömülmesine karar verilmiş. Böylece 6 milyondan fazla insanın gömüldüğü (The Catacombs of Paris) Paris Yer altı Mezarları oluşmuş. O dönem cesetlerin yer altı mezarlığına taşınması yaklaşık 80 yıl sürmüş.
Günümüzde buranın yalnızca 2 km’si ziyarete açık.
La Défense
Bir iş merkezi alanı olan La Défense, yüksek katlı ofis binalarına ve Büyük Kemer’e (L’arche de la Défense ou Grande Arche) ev sahipliği yapıyor.

Hôtel National Des Invalides (Les Invalides)
Hôtel National Des Invalides (Les Invalides), 24 Şubat 1670’de XIV. Louis’nin emriyle o dönemin savaş gazilerinin kalan günlerini sükûnet ve rahatlıkla geçirebilmeleri için inşa edilmiş. Anıt günümüzde askeri nekropole ve çok sayıda müzeye ev sahipliği yapıyor. Napoléon de Bonaparte 1821’de öldüğünde Saint Helena Adası’na gömülmüş ama Kral Louis-Philippe kalıntıların Les Invalides’e nakledilmesine karar verince mezarı kubbe içine sığdırmak için büyük kazı çalışmaları yapılmış. Napolyon’un naaşı da 2 Nisan 1861’de Les Invalides’e taşınmış.


Centre Pompidou
Kentin kültür merkezi olan Centre Pompidou tarihi bölgenin içinde yer alıyor.

Palais Garnier (Opera de Paris Garnier)
19. yüzyıl Barok tarzının en önemli örneği ve şehrin sembollerinden olan Opera National de Palais Garnier ya da bilinen adıyla Paris Opera Binası’nın yapımına 1862 yılında başlanmış, 1875’te tamamlanmış. Yapı Charles Garnier tarafından İmparator III. Napolyon için tasarlanmış.

Opera Garnier sahip olduğu dış görünüm kadar iç görünümüyle de ünlü. Gösterişli iç mekânındaki Büyük Merdiven, Büyük Fuaye’yi kapsayan mozaik kubbeli tavan resimleri ve tavanı Marc Chagall tarafından yapılan salon oldukça etkileyici. Yapının alt kısmında inşaat süresinin uzun olmasında da etkili olan bir küçük göl var. Bu havuz Gaston Leroux’un Operada’daki Hayalet (Phantom of the Opera) gösterisinin de ilham kaynağı olmuş.
Pantheon
Pantheon, XV. Louis tarafından Azize Genevieve’e ithafen 1744-1790 yılları arasında inşa ettirilmiş. Çeşitli dönemlerde kilise olarak kullanılmış. İçine defnedilen Voltaire, Jean-Jacques Rousseau, Victor Hugo, Emile Zola, Alexander Dumas gibi ünlü Fransızlar sayesinde iyice önem kazanmış. Fizikçi Leon Foucault’un 1851’de dünyanın kendi çevresinde döndüğünü kanıtladığı deneyine sahne olan tarihi yapının 3 katlı kubbesi ve iç duvarlarını süsleyen freskler, en dikkat çekici kısımlarını oluşturuyor.

Orsay Müzesi (Musée d’Orsay)
Bina ilk olarak tren garı olarak inşa edilmiş. Günümüzde burada empresyonizm akımının öncülerinden Paul Cezanne, Vincent van Gogh ve Claude Monet gibi önemli sanatçıların resimleri sergileniyor.


Musée Marmottan Monet
Paris’in şık 16. bölgesinde, eski bir av köşkünde yer alan Musée Marmottan Monet; dünyanın en geniş Monet koleksiyonuna ev sahipliği yapmasıyla tanınıyor. Sanat tarihine yön veren Empresyonizm akımına ismini veren ünlü İzlenim: Gündoğumu (Impression, Soleil Levant) tablosunun asıl yuvası burası. Monet’nin kişisel mirasının yanı sıra, Berthe Morisot’nun zarif eserlerini ve diğer önemli Empresyonist ustaların çalışmalarını da barındıran müze; kalabalıktan uzak, daha mahrem ve derin bir sanat deneyimi yaşamak isteyen gezginler için Paris’teki en özel duraklardan biri.
Parc de la Villette
Kentin kuzeyindeki Parc de la Villette’da şehrin Bilim Müzesi ve çeşitli konser salonları var.
Hôtel de Ville (Belediye Sarayı)
Seine nehrinin yakınındaki Place de Greve’de yer alan Hôtel de Ville (Paris Büyük Şehir Belediye Binası), 19. yüzyılda Rönesans stilinde yapılmış.

Place des Vosges
Kentin en eski meydanı olan Place des Vosges’daki binaların hepsinin dış yüzeyleri aynı kırmızı renkli tuğladan yapılmış.

Galeries Lafayette
Haussmann Bulvarı’ndaki Galeries Lafayette şehrin en önemli AVM grubu.

Galeries Lafayette’de her yıl Noel döneminde yılbaşı ağacı kuruluyor, bulunduğu bölge de ışıklandırılıyor. Özellikle hafta sonları aşırı kalabalık oluyor. Mümkünse hafta içi gitmenizi öneririm.

Moulin Rouge
1889’da açıldığından beri Moulin Rouge “müzik ve dansın tapınağı” olmuş. Günümüzde dünyanın en ünlü kabareleri burada izleniyor.

Lido de Paris
Efsanevi dans grubu Bluebells, Paris gecelerinin en etkileyici gösterilerini Lido’da sunuyor.

Église de la Madeleine
8. bölgedeki Place de la Madeleine’de yer alan Église de la Madeleine (Aziz Meryem Mecdelli Kilisesi), etkileyici bir Katolik kilisesi.
Villa Jeanneret ve Villa La Roche
1923-1925 yılları arasında inşa edilen Villa Jeanneret ve Villa La Roche, Le Corbusier ve Pierre Jeanneret tarafından tasarlanan ve 1928’de Charlotte Perriand tarafından yenilenen iki ev. Le Corbusier’nin Mimari Çalışması, Modern Akıma Olağanüstü Bir Katkı; UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Bu kategori içinde Fransız-İsviçreli mimar Le Corbusier’in çeşitli ülkelerde 17 bina projesi var, Villa Jeanneret ve Villa La Roche de bu kategoriye dâhil.
Immeuble Molitor
1931-1934 yılları arasında inşa edilen Immeuble Molitor, Le Corbusier ve Pierre Jeanneret tarafından tasarlanan bir apartman binası. Paris ile Boulogne-Billancourt komünü arasındaki sınırda yer alıyor. Le Corbusier’nin Mimari Çalışması, Modern Akıma Olağanüstü Bir Katkı; UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor. Bu kategori içinde Fransız-İsviçreli mimar Le Corbusier’in çeşitli ülkelerde 17 bina projesi var, Immeuble Molitor da bu kategoriye dâhil.
Versailles (Versay) Sarayı
Bölgenin kuşkusuz en parlayan mücevheri, ihtişamıyla göz kamaştıran Versay Sarayı ve Bahçeleri’dir. “Güneş Kral” XIV. Louis’nin sınırsız gücünü ve estetik tutkusunu simgeleyen bu devasa yapı, inşa edildiği dönemden itibaren Avrupa’daki pek çok monarşi için bir model teşkil etmiş. Paris’in yaklaşık 20 km güneybatısında yer alan bu görkemli kompleksin temelleri 1661 yılında atılmış; mütevazı bir av köşkünden, dünyanın en ünlü saraylarından birine dönüşene dek sürekli genişletilmiş.

Sarayın tarihine dair en ilginç ve çok tartışılan detaylardan biri de hijyen kültürü. Dönemin mimarisinde modern anlamda bir kanalizasyon sistemi ve banyo düzeni bulunmadığı için, binlerce soylunun aynı anda yaşadığı bu koridorlarda koku büyük bir sorun hâline gelmiş. Yaygın bir anlatıya göre; o dönemde soyluların istedikleri yerde ihtiyaçlarını giderebileceklerine dair tuhaf bir özgürlük anlayışına sahip olmaları, Fransızlar’ın bu ağır kokuları bastırmak amacıyla parfüm sanatında uzmanlaşmalarına ve modern kozmetik endüstrisinin temellerini atmalarına vesile olmuş.
Günümüzde hem ihtişamlı aynalı salonu hem de geometrik düzeniyle büyüleyen devasa parkıyla UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Versay, ziyaretçilerini hâlâ o şatafatlı ama bir o kadar da şaşırtıcı olan “Eski Rejim” günlerine götürmeye devam ediyor.

Château de Vincennes
Château de Vincennes yüzyıllar boyunca Fransız soylularına ev sahipliği yapmış. Versailles Sarayı tamamlandıktan sonra soylular Château de Vincennes’dan Versailles Sarayı’na taşınmış.
Fontainebleau
Fontainebleau Sarayı, Paris’in 55 kilometre güneydoğusunda yer alıyor. Bu Orta Çağ kalesi, Louis VII’den Napolyon III’e kadar Fransız hükümdarlarının ikametgâhı olmuş. Fontainebleau Sarayı ve Parkı, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunuyor.

Provins
Provins iyi korunan Orta Çağ mimarisiyle dikkat çekiyor. Burası Orta Çağ boyunca bir ekonomik merkez olmuş. Provins, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunuyor.

Maison Picassiette
Paris’in 1 saat kadar uzağındaki Chartres’teki Maison Picassiette, cam ve seramikten yapılmış bir ev. Fransa’daki en ilginç sanat eserlerinden biri olan ev, Raymond Isidore tarafından 1930-1964 yılları arasında çöplerden topladığı atıklarla yapıldı. İsmi Picassiette, pique-assiette (tabak çalan) kelimelerinden geliyor.
Disneyland Paris
Disneyland Paris sadece çocukların değil, yetişkinlerin de fazlasıyla eğlendiği ve masal kahramanlarıyla rüya gibi bir gün geçirdiği bir park. Parkta farklı temaların olduğu 4 bölüm var: Discoveryland, Fantasyland, Adventureland ve Frontierland.

Adrenalin için adresiniz Space Mountain ve Indiana Jones olmalı. Ayrıca parkın etrafında tam tur atan trene de mutlaka binmelisiniz. Yalnız biletlerinizi mutlaka önceden internet üzerinden alın, biraz daha ucuz oluyor. Bir de parkın haritasını alıp gideceğiniz yerleri işaretleyin. Zamanlama konusunda size kolaylık sağlayacaktır.
Parc Asterix
1989 yılında açılan Parc Asterix, şehir merkezine 35 km, Disneyland Resort Paris’e 32 km uzaklıktaki Oise bölgesindeki Plailly’de yer alıyor.
Parc Asterix, Albert Uderzo ve René Goscinny tarafından yaratılan Asterix çizgi roman karakteri ve hikâyeleri temasını kullanan bir eğlence parkı. 3 bölümü var: Roma, Galya ve Paris. Parkın içinde aile oyunları, su oyunları ve heyecana yönelik oyunlar bulunuyor.
Paris’te yapmadan dönme!
Bunları yapmadan Paris’ten ayrılmayın!
- Montmarte’de (Ressamlar Tepesi) soğan çorbası iç
Sanat eserlerinin sergilendiği tepeye çıkıp güzel bir kafede soluklanırken, Fransızlar’ın ünlü soğan çorbalarının tadına bakmadan dönmemelisiniz.

- Lido ya da Moulin Rouge şovlarına git
Bu ünlü kabare şovlar, kentin gece hayatını yaşarken deneyimlenmesi gereken mekânların başında geliyor.
- Champs-Élysées’de alışveriş yap
Alışveriş meraklısı olmadığımdan Champs-Élysées’de sadece yürüsem bile çok mutlu oluyorum. Ancak cadde üzerindeki marka mağazalar beni bile kendine çekiyor.

- Kruvasan (croissant) ile kahvaltı et
Kahvaltıda Fransızlar’ın ünlü kruvasanlarını yerken kahve içmek gibisi var mı?

- Saint-Germain’deki kafelerde kendini Netflix dizisi Emily In Paris’in içine ışınlanmış hisset
Saint-Germain’deki kafeler, Netflix dizisi Emily in Paris’te de geçiyor. Bu kafelerin en ünlüsü olan Café de Flore’de mutlaka oturmalısınız. Ancak unutmayın ki bu kafe dizi nedeniyle çok ünlendi. Eğer aşırı uzun bir sıra varsa, diğer kafelerde keyif yapmayı da değerlendirebilirsiniz.


- Saint Michel’e yakın Sorborne Üniversitesi’nin yanındaki kafelerde kahve eşliğinde tarte tatin ye
Bu ters çevrilmiş elmalı ya da armutlu tart, ambiyansı güzel olan kafelerde yenince damakta daha bir hoş tat bırakıyor.

- Eyfel Kulesi’nden Paris’i izle
Eyfel Kulesi’nden Paris’i kuş bakışı izlemeden dönmemelisiniz. Buradan manzara tam bir efsane! Ancak biletinizi önceden online almanızı öneririm. İki tür bilet var, merdivenli veya asansörlü. Asansörlü biletler de 1. kat, 2. kat ve en üst kat olarak üç tür satılıyor. Asansör sırası çok bekleniyor, bu nedenle kuleye çıkmak uzun zaman alıyor.

- Seine Nehri’nde tekne turuna katıl
Seine Nehri’nde tekne turlarına katılmadan Paris gezisi tam olmaz.

- Seine Nehri’nin yanında veya Canal Saint Martin’in kenarlarında piknik yap
Yazın ya da baharda buraya gelenler için Seine Nehri’nin yanında veya Canal Saint Martin’in kenarlarında piknik yapmak bir gelenek. Pikniği şarap, peynir ve bagette eşliğinde ya da şampanyayla yapıyorlar.

- Café Constant’ta gurme Fransız yemeklerinin tadına bak
Café Constant, Christian Constant adlı ünlü bir şefin açtığı bir brasseri. Çok küçük olan ve sıkışık oturulan mekânda uygun bir fiyata geleneksel bir yemek yeniyor. Brasseri olduğu için rezervasyona gerek yok.
- Père Lachaise mezarlığında Chopin, Ahmet Kaya ve Yusuf Güney’in mezarlarını ziyaret et
Père Lachaise mezarlığını ziyaret etmenizi, bir mezarlığın nasıl bu kadar güzel anıtlarla süslenebileceğine tanık olmanızı tavsiye ederim.


- İngilizce soru sorduğunuzda sizi anlayan ama cevabı Fransızca veren Parisliler’i umursama
Yerel halkın “Küçük dünyaları ben yarattım” tavrına alışmanız, “Herkesin Fransızca konuşması gerekir, yoksa bize ne” tavrını görmezden gelmeniz iyi olur. Ne demişler, Tanrı dünyayı yarattığı sıralarda bir gün oturmuş Fransa’yı yaratmış. Çok güzel bir doğa ve iklim vermiş, Akdeniz ve Atlas Okyanusu’yla süslemiş. Eserine bakarken kendi kendine düşünmüş ve demiş ki “Bu Fransa fazla güzel oldu. Yarattığım diğer yerlere haksızlık olacak, bunu biraz çirkinleştirmek lazım” ve bu nedenle içine Fransızlar’ı koymuş.

Paris; modadan sanata, kültürden mimariye kadar insanın bütün duyularına hitap eden bir şehir. Burası adımımı attığım anda ayrılmak istemediğim, uzak kaldığımdaysa aklımın bir köşesinde takılı kalan bir yer.

Nazım Hikmet’in Bilmeceler şiirindeki dizeleri gibi…
Hangi şehir şaraba benzer?
Paris.
İlk bardağı içersin
Buruktur,
İkincide dumanı vurur başına,
Üçüncüde mümkünü yok masadan kalkmanın
Garson bir şişe daha getir!
Ve artık nerde olsan, nereye gitsen
Paris’in ayyaşısın iki gözüm
Tesekkurler Yaprak hanim. Sevgiler
Yazımı beğenmenize sevindim. Teşekkürler İlknur Hanım.