Aosta Vadisi & Mont Blanc – Alpler’in Gölgesinde Bir Roma Mirası
İtalya’nın kuzeybatı köşesinde, Fransa ve İsviçre sınırına yaslanan Aosta Vadisi (Valle d’Aosta); Avrupa’nın en yüksek zirvesi Mont Blanc’ın (Monte Bianco) büyüleyici gölgesinde yer alıyor. Hem göz alıcı dağ manzaralarıyla doğaseverleri cezbeden hem de köklü tarihiyle kültür gezginlerini selamlayan bu bölge, zamanın yavaş aktığı saklı bir cennet.
Aosta Vadisi, stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca Alp geçitlerini kontrol etmek isteyen imparatorlukların hedefi olmuş. Bölgenin kaderi, M.Ö 25 yılında Roma İmparatoru Augustus’un Salassi kabilesini yenerek Augusta Prætoria Salassorum (bugünkü Aosta) şehrini kurmasıyla tamamen değişmiş. “Alpler’in Roma’sı” olarak anılan şehir, Orta Çağ boyunca Savoy Hanedanlığı’nın koruması altında önemli bir ticaret ve hac rotası hâline gelmiş.
Fransız ve İtalyan kültürlerinin yüzyıllar boyunca harmanlandığı vadi, günümüzde özerk yapısı ve korunan tarihi dokusuyla geçmişi fısıldamaya devam ediyor.
Aosta Vadisi’nde gezilecek yerler listesi
İtalya’nın özerk bölgelerinden biri olan Aosta Vadisi, devasa zirvelerin çevrelediği vadilerden Roma dönemine ait anıtsal yapılara ve Orta Çağ şatolarına kadar uzanan geniş bir gezi yelpazesi sunuyor. Doğanın cömertliğiyle insan elinin bıraktığı tarihi izlerin birleştiği bu rotada, âdeta bir zaman yolculuğuna çıkıyorsunuz.
Glob DMC ile çıktığım Comfort Alpler ve İtalya & İsviçre & Fransa Turu rotasında yer alan Aosta Vadisi, turun en özel yerlerinden biri.
Şimdi gelin, buranın en güzel duraklarına bir göz atalım…
Bard Kalesi (Forte di Bard)
Vadiye giriş yapanları selamlayan, devasa bir kaya kütlesinin üzerine kurulu bu hisar; tam bir görsel şölen sunuyor. Günümüzde müzelere ve çağdaş sanat sergilerine ev sahipliği yapıyor. 2015 yılı yapımı Yenilmezler: Ultron Çağı (Avengers: Age of Ultron) filminin bazı sahneleri burada çekildi.

Aosta Şehri
“Alpler’in Roma’sı” olarak anılan Aosta, M.Ö 25 yılında İmparator Augustus tarafından askeri bir garnizon kenti (Augusta Praetoria Salassorum) olarak kurulmuş. Şehrin en büyük özelliği; İtalya, Fransa ve İsviçre arasındaki dağ geçitlerini kontrol eden stratejik konumu sayesinde Roma İmparatorluğu’nun kuzey kapısı olması ve günümüze kadar neredeyse eksiksiz korunan muazzam antik yapıları barındırması. Roma döneminden kalan görkemli Augustus Kemeri, antik tiyatro, surlar ve yer altı galerisi (Cryptoporticus); şehri âdeta açık hava müzesine dönüştürerek Alpler’in ortasında köklü bir İtalyan-Fransız kültür sentezi sunuyor.
Aosta şehrinin girişinde Augustus Kemeri (Arco d’Augusto) yükseliyor. M.Ö 25 yılında Roma zaferini taçlandırmak için inşa edilen bu anıt, yüzyıllara meydan okuyan görkemli yapısıyla şehrin en ikonik Roma mirası. Ayrıca şehir merkezinde yer alan Roma Tiyatrosu (Teatro Romano), günümüze kadar ulaşan 22 metre yüksekliğindeki etkileyici dış cephe duvarıyla dikkat çekiyor. Dağların fon oluşturduğu bu antik sahne, fotoğraf tutkunları için eşsiz bir durak.
Saint-Vincent
Aosta Vadisi’nin sert dağ coğrafyasına zarif bir kontrast sunan Saint-Vincent, mikro kliması sayesinde Akdeniz esintili yumuşak havasıyla “Alpler’in Rivierası” unvanına sahip. Kasabanın kaderi, 1770 yılında şifalı su kaynağı Fons Salutis’in keşfiyle değişmiş. 19. yüzyıldan itibaren de Avrupa aristokrasisinin, elitlerin ve sanatçıların vazgeçilmez termal sığınağı hâline gelmiş. Günümüzde burası Alpler manzaralı modern kaplıca kompleksi Terme di Saint-Vincent ile sağlık turizminin kalbi olmayı sürdürüyor.

Kasaba sadece huzur ve şifa arayanları değil; 1947 yılında açılan ve Avrupa’nın en büyük, en prestijli kumarhanelerinden biri olan Casino de la Vallée sayesinde hareketli bir gece hayatını özleyenleri de kendine çekiyor. Tarihi termal mirası modern eğlence kültürüyle harmanlayan Saint-Vincent, vadi rotasında seçkin ve dinlendirici bir mola noktası arayan gezginler için özel bir durak.

Courmayeur
Mont Blanc’ın (Monte Bianco) eteklerinde yer alan bu ikonik kasaba; sadece kayakçıların değil, doğa yürüyüşçülerinin ve İtalyan Alpleri atmosferini yaşamak isteyenlerin ilk duraklarından biri. Skyway’e geçmeden önce burada bir kahve veya gastronomi molası vermek şart.

Mont Blanc & Skyway Monte Bianco
Avrupa’nın zirvesi (4.810 m) olan Mont Blanc, bölgenin en büyük cazibe merkezi. Buraya çıkmak için öncelikle Courmayeur’dan Skyway’e gelmek gerekiyor. P.le Monte Bianco ile Skyway arasında çalışan ücretsiz servis araçları var (3 numara). Bu araçla 20 dakikada Skyway’e varıyorsunuz.
Skyway Monte Bianco teleferiği; 360 derece dönen kabinleriyle sizi bulutların üzerine, Punta Helbronner istasyonuna (3.466 m) çıkarıyor. Burada Alpler’in büyüleyici sonsuzluğunu izleyebiliyorsunuz.

Gran Paradiso Ulusal Parkı
İtalya’nın ilk ulusal parkı olan bu bölge; vahşi dağ keçileri, buzul gölleri ve alpin köyleriyle doğa yürüyüşü (trekking) yapmak isteyenler için bir yeryüzü cenneti. Buranın kalbi sayılan Cogne kasabası ve hemen yakınındaki Lillaz Şelaleleri (Cascate di Lillaz), doğaseverler için olağanüstü bir yer.
Fenis Şatosu (Castello di Fénis)
Vadinin dört bir yanına dağılan çok sayıda Orta Çağ şatosu var. Ama kuşkusuz en görkemlisi ve en iyi korunanı Fenis Şatosu (Castello di Fénis). Çift sıra surları, gözetleme kuleleri ve iç avlusundaki göz alıcı freskleriyle tam bir masal şatosu gibi görünüyor.
Fenis Şatosu, 14. yüzyılda bölgenin en güçlü soylularından Challant Ailesi tarafından, dik bir uçurum kenarında savunma amaçlı değil, ailenin gücünü ve prestijini sergileyen görkemli bir konut olarak inşa edilmiş. Aimone di Challant’ın başlattığı yapımı, oğlu Bonifacio’nun avluya ünlü ahşap balkonları ekletmesi ve İtalyan ressam Giacomo Jaquerio’nun atölyesine ait büyüleyici Gotik fresklerle iç mekânı donatması izlemiş. 17. yüzyılda ailenin gücünü kaybetmesiyle ahır ve samanlık olarak kullanılacak kadar kaderine terk edilen şato, 1893 yılında mimar Alfredo d’Andrade tarafından satın alınarak devlet adına tescil edilmiş. Titiz bir restorasyon sürecinin ardından da günümüzdeki masalsı müze görünümüne kavuşmuş.
Cervinia ve Matterhorn (Monte Cervino)
Dünyanın en fotojenik dağlarından biri olan Matterhorn’un İtalya tarafındaki silueti (Monte Cervino) ve hemen altındaki Breuil-Cervinia kasabası, yüksek irtifa tutkunları için gezilecek yerler listesinde mutlaka yer almalı.
Gressoney ve Issogne Şatoları
Fenis Şatosu dışında vadinin karakterini belirleyen iki önemli şato daha var. Castello di Issogne; Gotik ve Rönesans döneminin iç mekân süslemelerini, avlusundaki ünlü “nar ağacı” çeşmesini görmek için ideal. Castello Savoia; Gressoney-Saint-Jean’de yer alan, İtalya Kraliçesi Margherita için yapılmış masalsı bir 19. yüzyıl malikânesi.
Aosta Vadisi ve Mont Blanc, sadece kayak merkezlerinden ya da yüksek dağlardan ibaret olmadığını; arkasında devasa bir Roma ve Orta Çağ mirası barındırdığını kanıtlayan çok özel bir coğrafya. Hem dağ havası almak hem de tarihin tozlu sayfalarında yürümek için bu rota kesinlikle ilham verici.
Çok değişik, güzel bir yazı olmuş. Sayende biz de geçmişe yolculuk yaptık. Ellerine sağlık. Teşekkür ederiz.
Çok teşekkür ederim. Beğenmene sevindim.