St Petersburg - Dökülen Kan Kilisesi

St. Petersburg Gezi Rehberi – Çarların Rüya Şehri

Kuzeyin Venedik’i, beyaz gecelerin yurdu, Rusya’nın Avrupa’ya açılan o en zarif, en aristokrat penceresi… St. Petersburg, nehirlerin ve kanalların üzerine nakış gibi işlenmiş sarayları, köprüleri ve adalarıyla; âdeta bir açık hava müzesini andıran bir şehir. Mimarisindeki İtalyan ve Fransız dokunuşlarıyla Rus ruhunun harmanlandığı bu büyüleyici şehir, ziyaretçilerine sıradan bir Avrupa seyahatinden çok daha fazlasını; ihtişamlı, zarafet dolu ve derinlikli bir zaman yolculuğunu vadediyor.

Narva Zafer Takı (Narva Triumphal Arch), 1812 Vatanseverlik Savaşı zaferi anısına inşa edilen görkemli bir zafer takı
Narva Zafer Takı (Narva Triumphal Arch), 1812 Vatanseverlik Savaşı zaferi anısına inşa edilen görkemli bir zafer takı

St. Petersburg’u derinden anlamak için önce kronolojik tarihsel gelişimine bir göz atalım mı?

• 1703 → Bataklıktan Yükseliş: Rusya’yı modernleştirmek ve sıcak denizlere açılmak isteyen Çar Büyük Petro (I. Pyotr), İsveçliler’den geri alınan Neva Nehri deltasındaki bataklık topraklarda şehrin ilk temeli olan Peter ve Paul Kalesi’ni kurmuş.
• 1712 → Yeni Başkent: Zorlu doğa şartlarına rağmen binlerce işçinin emeğiyle sıfırdan inşa edilen şehir, Moskova’nın yerini alarak Rus İmparatorluğu’nun yeni başkenti ilan edilmiş.
• 18. ve 19. yüzyıl → Aristokrasinin Zirvesi: Çariçe Büyük Catherine ve sonraki hükümdarlar döneminde Avrupa’nın en ünlü mimarları şehre davet edilmiş. Kışlık Saray, Peterhof ve yüzlerce Barok/Neoklasik şaheser inşa edilerek şehir bir kültür başkentine dönüştürülmüş.
• 1917 → Devrimin Beşiği: Dünya tarihini kökten değiştiren Bolşevik İhtilali (Ekim Devrimi) bu şehirde patlak verdi. Romanov Hanedanlığı yıkıldı ve şehrin adı “Petrograd” olarak değiştirildi.
• 1924 → Leningrad Dönemi: Lenin’in ölümünün ardından şehir Leningrad adını aldı ve Sovyetler Birliği’nin en önemli sanayi ve kültür merkezlerinden biri oldu.
• 1941-1944 → Tarihin En Uzun Kuşatması ve “Yaşam Yolu”: İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler tarafından tam 872 gün boyunca kuşatılan şehir, ağır bombalara ve yıkıcı açlığa rağmen teslim olmayarak “Kahraman Şehir” unvanını aldı. Şehrin düşmesini engelleyen mucizeyse Avrupa’nın en büyük gölü olan Ladoga oldu. Kış aylarında ortalama buz kalınlığı yaklaşık 1 metre civarına ulaşan ve derin buz tabakasıyla kaplanan gölün yüzeyi, Ruslar’ın “Yaşam Yolu” (Doroga Zhizni) adını verdiği hayati bir koridora dönüştü. Kamyonlar bu donmuş göl üzerinden şehre mühimmat ve gıda taşıyarak Leningrad’ın direnişini sağladı.
• 1991 → Köklerine Dönüş: Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte şehir, referandum sonucu asıl tarihi adı olan St. Petersburg’a yeniden kavuştu.

Admiralty - Rusya Deniz Kuvvetleri'nin karargâhı olan bina. Kulesinin tepesinde altın kaplama bir kubbe, onun üzerinde yükselen sivri bir kule (spire) ve en üstte Sankt-Peterburg'un sembollerinden biri kabul edilen altın bir gemi rüzgâr gülü yer alıyor.
Admiralty – Rusya Deniz Kuvvetleri’nin karargâhı olan bina. Kulesinin tepesinde altın kaplama bir kubbe, onun üzerinde yükselen sivri bir kule (spire) ve en üstte Sankt-Peterburg’un sembollerinden biri kabul edilen altın bir gemi rüzgâr gülü yer alıyor.

St. Petersburg, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde çok özel bir yere sahip. Şehir, tek bir anıtla değil, “St. Petersburg Tarihi Merkezi ve İlgili Anıt Grupları” başlığı altında Kültürel kategoride 1990 yılından beri koruma altında yer alıyor. Bu miras alanı; Neva Nehri kıyısındaki tarihi şehir merkezini, labirent gibi uzanan kanalları, mühendislik harikası yüzlerce köprüyü ve şehrin çeperinde yer alan Peterhof, Tsarskoye Selo (Katerina Sarayı) ile Pavlovsk gibi çarlık yazlık rezidanslarını kapsayan devasa, bütüncül bir kültürel peyzaj mimarisi örneği.

Fontanka Nehri üzerindeki Köprüler ve Izmailovsky Katedrali
Fontanka Nehri üzerindeki Köprüler ve Izmailovsky Katedrali

St. Petersburg’da gezilecek yerler listesi

Eğer şehirde özel bir deneyim yaşamak isterseniz, benim yaptığım gibi Volga Nehri turuna katılarak buraya gelebilirsiniz. Dünyanın en güzel nehir turları arasında sayılan Volga Nehri turu, Avrupa’nın en uzun nehri olan Volga Nehri’nde Moskova ve St.Petersburg gibi Rusya’ya başkentlik yapan iki büyük ve önemli kentin arasında gerçekleşiyor. Bu güzel yolculukta hem bu tarihi yerleri hem de Rusya tarihinin önemli olaylarına tanıklık eden diğer şehir ve kasabaları ziyaret ediyor, güzergâh boyunca 17 adet seviye havuzundan geçiyorsunuz.

Ancak açıklamam gereken önemli birşey var: Moskova-St. Petersburg arasındaki bu yolculuk popüler seyahat kültüründe her ne kadar “Volga Volga” adıyla anılsa da aslında çok daha geniş ve mühendislik harikası bir ağın adı: Volga-Baltık Su Yolu Kanal Yolculuğu. I. Petro’nun (Deli Petro) İki başkenti birbirine su yoluyla bağlama hayaliyle başlayan bu serüven, 1930’lu yıllarda Stalin döneminin devasa mühendislik projeleriyle gerçeğe dönüşmüş. Rekor sürelerde inşa edilen kanallar, dev barajlar ve gemilerin su seviyelerini aşmasını sağlayan seviye havuzları (su asansörü) sayesinde bugün Volga’dan Don Nehri’ne, Hazar’dan Baltık, Karadeniz ve Beyaz Deniz’e kadar kesintisiz bir seyir olanağı sunuluyor.

Ayrıca şehri birbirine bağlayan onlarca ada ve nehir yatağı üzerinde süzülen su yolları ağı St. Petersburg Kanalları ve Nehir Tekne Turu, kenti “Kuzeyin Venedik’i” yapan o büyüleyici atmosferi bizzat su üzerinden yaşatıyor. Fontanka, Moika ve Griboyedov kanalları boyunca yapılan bu tekne yolculukları; Çarlık dönemi saraylarının arka bahçelerini, tarihi granit köprülerin altını ve su yüzeyine yansıyan pastel renkli binaları bir yerel gibi izlemek adına şehirdeki en karakteristik deneyimlerden biri.

Bir de Neva Nehri üzerindeki dev köprülerin (özellikle Palace Bridge) gece yarısından sonra gemi geçişleri için ikiye ayrılarak yukarı doğru açılmasıyla oluşan ikonik görsel şöleni mutlaka izlemelisiniz.

St. Petersburg’da keşfedilmeyi bekleyen onlarca saray ve katedrali en verimli şekilde gezmek için rotayı coğrafi yakınlıklara göre bölmenizi öneririm. İlk gün Nevsky Bulvarı eksenindeki şehir merkezine odaklanıp yürüyüş mesafesindeki Ermitaj Müzesi, Kazan Katedrali ve Dökülen Kan Kilisesi gibi ikonik yapıları bitirebilirsiniz. İkinci günse nehrin karşı yakasındaki Peter ve Paul Kalesi ile Rus Devlet Müzesi’ne zaman ayırabilirsiniz. Şehrin banliyölerinde yer alan Peterhof ve Katerina Sarayı gibi devasa komplekslerse birbirine tamamen zıt yönlerde kaldığı için buralara sabah erken saatlerde nehir üzerinden kalkan hidrofil teknelerle ya da turlarla gitmek, akşam dönüşündeyse yorgunluğu tarihi Mariinsky sahnesinde bir Rus balesi izleyerek veya gece yarısı Neva’da köprülerin açılışını tekneden seyrederek atmak en ideal gezi planı olacaktır.

Beloselsky-Belozersky Sarayı
Beloselsky-Belozersky Sarayı

Saray Meydanı (Palace Square / Dvortsovaya Ploshchad)

St. Petersburg’un kalbi Saray Meydanı, şehrin en görkemli ana meydanı. Dünya tarihine yön veren pek çok tarihi olaya (1917 Ekim Devrimi ve Kanlı Pazar dâhil) ev sahipliği yapan bu geniş meydan, mimari açıdan tam bir açık hava müzesi niteliği taşıyor. Meydanın kuzeyinde göz alıcı yeşil ve beyaz Barok tarzdaki Kışlık Saray (Ermitaj Müzesi) yer alırken, güney cephesini kavisli yapısıyla kuşatan sarı-beyaz Genelkurmay Binası (General Staff Building) çevreliyor. Genelkurmay Binası’nın tam ortasında, Napolyon’a karşı kazanılan 1812 Vatanseverlik Savaşı zaferinin anısına dikilen, tepesinde zafer tanrıçası ve altı atlı arabası (kuadriga) heykeli bulunan anıtsal Zafer Takı yer alıyor. Meydanın tam merkezinde, tek parça kırmızı granitten yontulmuş devasa Aleksandr Sütunu (Alexander Column) yükseliyor. Sütunun tepesinde elinde haç tutan bir melek heykeli bulunuyor.

Saray Meydanı Zafer Takı
Saray Meydanı Zafer Takı

Ermitaj Müzesi (Hermitage) ve Kışlık Saray

Yüzyıllar boyunca Rus Çarlarının resmi ikametgâhı ve imparatorluğun yönetim merkezi olan Kışlık Saray, 1917 Devrimi’nin ardından kapılarını tamamen kamuya açarak günümüzün devasa Ermitaj Müzesi kompleksine dönüştü. Dünyanın en büyük ve en eski müzelerinden biri olan bu yapı, 3 milyondan fazla sanat eserine ve çarların göz kamaştırıcı taht odalarına ev sahipliği yapıyor. Ermitaj’ı esas eşsiz kılansa; Leonardo da Vinci, Michelangelo, Raffaello, Rembrandt, Rubens ve Titian gibi dünya sanat tarihine yön veren ustaların orijinal yapıtlarının, doğrudan bu ihtişamlı Barok ve Neoklasik saray mimarisinin içinde sergileniyor olması. Müzeyi gezerken sadece tablolara bakmakla kalmıyor; çarlık ihtişamının tam kalbinde, âdeta canlı bir tarihin içinde yürüyorsunuz.

Ermitaj Müzesi (Hermitage)
Ermitaj Müzesi (Hermitage)
Ermitaj Müzesi (Hermitage)
Ermitaj Müzesi (Hermitage)
Ermitaj Müzesi (Hermitage)
Ermitaj Müzesi (Hermitage)

Peter ve Paul Kalesi

İşte burası şehrin doğduğu yer. İçindeki katedral, Büyük Petro’dan son Çar II. Nikolay’a kadar tüm Romanov hanedanının ebedi istirahatgâhı olmuş.

Peter ve Paul Kalesi
Peter ve Paul Kalesi

Dökülen Kan Kilisesi (Church of the Savior on Blood)

Çar II. Alexander’ın suikasta uğradığı noktada yükselen Dökülen Kan Kilisesi (Church of the Savior on Blood); dışı geleneksel Rus soğan kubbeleriyle, içiyse 7.500 metrekarelik muazzam mozaiklerle kaplı masalsı bir yapı.

Dökülen Kan Kilisesi
Dökülen Kan Kilisesi

Aziz İshak (St. Isaac) Meydanı

St. Petersburg’un en geniş ve ihtişamlı meydanlarından biri olan Aziz İshak Meydanı’nın merkezinde, mimari ve mühendislik harikası kabul edilen I. Nikolas Süvari Anıtı yükseliyor. 1859 yılında açılışı yapılan anıt, kendi döneminde Avrupa’da bir ilke imza atmış. Devasa şaha kalkmış at heykeli, ağırlık merkezinin mükemmel hesaplanması sayesinde yalnızca iki destek noktası (atın iki arka ayağı) üzerinde dengede duruyor. Heykel; ünlü heykeltıraş Pyotr Klodt, kaide tasarımıysa Aziz İshak Katedrali’nin de mimarı olan Auguste de Montferrand tarafından yapılmış. Kırmızı granit ve mermerden yapılan fenerli kaidenin köşelerinde; Güç, Bilgelik, Adalet ve İnanç’ı simgeleyen dört alegorik kadın heykeli yer alıyor. Bu figürlerin yüzleri I. Nikolas’ın eşi ve kızlarının portrelerini canlandırıyor. Anıt bir tarafıyla görkemli Aziz İshak Katedrali’ne bakarken, arka tarafı Çar I. Nikolas’ın kızı Maria için yaptırdığı Mariinsky Sarayı’na dönük. Şehirde aynı zamanda Büyük Petro’nun ünlü “Bronz Süvari” heykeliyle aynı eksende bulunması sebebiyle döneminde çeşitli halk tekerlemelerine ve mizahına da konu olmuş.

I. Nikolas Süvari Anıtı
I. Nikolas Süvari Anıtı

St. Petersburg’un en prestijli noktalarından biri olan Aziz İshak Meydanı’nda, Aziz İshak Katedrali’nin tam karşısında yükselen Astoria Oteli; 1912’deki açılışından itibaren şehrin en köklü ve zarif simgelerinden biri oldu. II. Dünya Savaşı’ndaki trajik Leningrad Kuşatması sırasında Adolf Hitler şehrin düşeceğinden o kadar emindi ki, zafer kutlamasını bu otelin balo salonunda gerçekleştirmek üzere davetiyeler bastırıp özel bir yemek menüsü dâhi hazırlattı. Ancak St. Petersburg halkının ve askerlerinin 900 gün süren kırılmaz direnişi sayesinde Nazi ordusu şehre giremedi. Hitler o menüyü hiçbir zaman tattıramazken, otel kuşatma boyunca yaralı askerlere kapılarını açan bir hastane olarak şehre hizmet etti.

Astoria Oteli
Astoria Oteli

Aziz İshak (St. Isaac) Katedrali

Dünyanın en büyük kubbeli Ortodoks katedrallerinden biri olan Aziz İshak (St. Isaac) Katedrali, Fransız mimar Auguste de Montferrand’ın 40 yıllık emeği ve bataklık zemine çakılan 24.000 ahşap kazık üzerine inşa edilmiş bir mimari harika. Dışını her biri tek parça kırmızı granitten yontulmuş devasa sütunların çevrelediği katedralin 100 kilogram som altınla kaplı dev kubbesi, II. Dünya Savaşı sırasında hedef olmaması için griye boyanarak gizlendi. İç mekânında Ural Dağları’ndan getirilen nadide yeşil malakit ve lacivert lazurit kaplı sütunlar, mozaiklerle mermer süslemelerin sunduğu görsel şöleni izledikten sonra, 262 basamakla çıkılan kubbe kolonadından Neva Nehri ve Saray Meydanı’nı kapsayan 360 derecelik panoramik St. Petersburg manzarasını seyredebilirsiniz.

Aziz İshak (St. Isaac) Katedrali
Aziz İshak (St. Isaac) Katedrali

Mariinsky Sarayı (Mariinsky Palace)

Aziz İshak Meydanı’nın güney cephesinde, Neva Nehri’nin kollarından Moika Nehri kıyısında yer alan Mariinsky Sarayı; 1839-1844 yılları arasında Çar I. Nikolas tarafından kızı Büyük Düşes Maria Nikolayevna’ya düğün hediyesi olarak yaptırılmış. Mimar Andrei Stackenschneider tarafından tasarlanan saray, Rus Neoklasik mimarisinin şehirdeki en zarif örneklerinden biri. Yapı, Çarlık Rusyası döneminde uzun yıllar Devlet Konseyi’nin (Chamber of State Council) toplanma yeri olarak hizmet vermiş, 1917 İhtilali’ndeyse Geçici Hükümet’e ev sahipliği yapmış. II. Dünya Savaşı sırasında St. Petersburg’un savunma merkezlerinden biri olarak kullanılan tarihi saray, günümüzde St. Petersburg Şehir Parlamentosu (Yasamalar Meclisi) olarak işlevini sürdürüyor.

Mariinsky Sarayı
Mariinsky Sarayı

Zafer Meydanı (Victory Square / Ploshchad Pobedy)

Şehrin güney girişinde (Moskovsky Bulvarı üzerinde) yer alan Zafer Meydanı, St. Petersburg’un İkinci Dünya Savaşı sırasındaki direnişine ve kahramanlığına adanan devasa bir anıt meydanı. Meydanın odak noktasında, 900 gün süren trajik Leningrad Kuşatması sırasında şehri savunan askerler ve sivillerin anısına inşa edilen Leningrad Kahraman Savunucuları Anıtı yer alıyor. Anıtın merkezinde 48 metre yüksekliğinde, üzerinde “1941-1945” tarihlerinin kazılı olduğu görkemli bir dikilitaş ve etrafında asker, işçi ve vatandaşları tasvir eden bronz heykel grupları bulunuyor. Anıtın hemen altında, kuşatma dönemine ait belgelerin, fotoğrafların ve kişisel eşyaların sergilendiği etkileyici bir yer altı müze salonu ve anma alanı var.

Zafer Meydanı (Victory Square) ve Kahraman Şehir Leningrad Anıtı
Zafer Meydanı (Victory Square) ve Kahraman Şehir Leningrad Anıtı

Sovyetler Evi

Moskovsky Bulvarı üzerindeki Moskovskaya Meydanı’nda yükselen Sovyetler Evi, 1930’ların sonunda Mimar Noa Trotsky tarafından Stalinist Neoklasik (Stalinist Amper) mimari üslubunda tasarlanan devasa bir yönetim binası. II. Dünya Savaşı öncesinde şehir merkezini güneye taşımak amacıyla St. Petersburg’un (o zamanki adıyla Leningrad) yeni idari merkezi olarak planlanan yapı, 11 katı ve binlerce odasıyla Sovyet döneminin anıtsal ölçeğini gözler önüne seriyor. Binanın hemen önünde yer alan ve heykeltıraş Mikhail Anikushin tarafından 1970 yılında tamamlanan 16 metre yüksekliğindeki bronz Lenin Heykeli’yse rüzgârda savrulan palto detayı ve dinamik duruşuyla meydanın odağını oluşturuyor. Her iki yapı birlikte II. Dünya Savaşı sonrası Sovyet mimarlık ve heykel sanatının şehirdeki en görkemli simgelerinden birini temsil ediyor.

Sovyetler Evi (House of Soviets) ve Lenin Heykeli - Moskovskaya Meydanı'nda yer alan devasa Neoklasik Sovyet binası
Sovyetler Evi (House of Soviets) ve Lenin Heykeli — Moskovsky Bulvarı’ndaki Moskovskaya Meydanı’nda yer alan devasa Neoklasik Sovyet binası

Fabergé Müzesi

Çarlık Rusyası’nın ince zanaatkarlığını sergileyen Fabergé Müzesi, Romanovlar için üretilen paha biçilemez saray mücevheri Fabergé Yumurtaları koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.

Nevsky Prospekt ve Kazan Katedrali

Şehrin en canlı yerine gitmek istiyorsanız, orası Nevsky Prospekt olacak. 4.5 kilometrelik tarihi bulvarın üzerinde Roma‘nın içindeki Vatikan‘da yer alan Aziz Petrus Bazilikası’ndan esinlenerek inşa edilen devasa sütunlu Kazan Katedrali de var.

Kazan Katedrali
Kazan Katedrali

Rus Devlet Müzesi

Erken dönem ikonalarından Ayvazovski ve Repin gibi ustaların dev tabloları dâhil olmak üzere tamamen Rus sanatına adanan en büyük müze.

Rus Devlet Müzesi
Rus Devlet Müzesi

Rus Etnografya Müzesi

St. Petersburg’un kültür merkezlerinden biri olan Sanat Meydanı’nda (Arts Square) yer alan Rus Etnografya Müzesi, 1902 yılında Çar III. Aleksandr’ın anısını yaşatmak amacıyla kurulmuş Neoklasik üslupta görkemli bir yapı. Eski Rus İmparatorluğu ve Sovyet coğrafyasındaki 150’den fazla farklı halkın, etnik grubun kültürüne, geleneklerine ve günlük yaşamına ait yarım milyonu aşkın nadide esere ev sahipliği yapıyor. Müzenin en büyüleyici bölümüyse duvarları ve devasa sütunları Karelya pembe mermerinden yapılan, tavanı çift başlı kraliyet kartalı ve rölyeflerle bezenmiş ihtişamlı Mermer Salon (Marble Hall). Burası şehrin zengin etnik mozaiğini ve Avrasya halklarının geleneksel kıyafetlerinden el sanatlarına kadar uzanan geniş tarihini tek bir çatı altında sunan en kapsamlı kültür duraklarından biri.

Rus Etnografya Müzesi
Rus Etnografya Müzesi

Yusupov Sarayı (Moika Sarayı)

Aristokratik ihtişamının yanı sıra, Rus tarihinin en gizemli figürü olan mistik keşiş Rasputin’in 1916’da suikasta uğradığı tarihi mekân.

Mariinsky Tiyatrosu

Çaykovski’nin Kuğu Gölü ve Fındıkkıran operalarının dünyada ilk kez sahnelendiği Mariinsky Tiyatrosu, Rus balesinin dünyadaki en önemli yeri olarak kabul ediliyor.

Mariinski Tiyatrosu’nun tarihi ana sahnesinde (Historic Main Stage) sahnelenen dünyaca ünlü Fındıkkıran (The Nutcracker / Щелкунчик) balesinin 2. perdesindeki "Tatlılar Ülkesi" (Land of Sweets / Конфитюренбург) sahnesi
Mariinski Tiyatrosu’nun tarihi ana sahnesinde (Historic Main Stage) sahnelenen dünyaca ünlü Fındıkkıran (The Nutcracker / Щелкунчик) balesinin 2. perdesindeki “Tatlılar Ülkesi” (Land of Sweets / Конфитюренбург) sahnesi

Dostoyevski Anıt Müzesi (Dostoevsky Museum)

Ünlü yazarın hayatının son yıllarını geçirdiği ve ölümsüz eseri Karamazov Kardeşler’i kaleme aldığı daire olan tarihi edebi merkez Dostoyevski Anıt Müzesi, edebiyat tutkunlarını 19. yüzyıl Petersburg’unun o melankolik atmosferine götürüyor. Yazarın çalışma masasından kişisel eşyalarına, şapkasından aile fotoğraflarına kadar her şeyin aslına uygun olarak korunduğu bu müze ev; kentin sadece mimari ihtişamını değil, dünya edebiyatını şekillendiren o kasvetli ve entelektüel ruhunu da solumak için mutlaka ziyaret edilmeli.

Vasilevsky Adası ve Kunstkamera (Strelka Vasilevskogo Ostrova & Kunstkamera)

Neva Nehri’nin ikiye ayrıldığı noktada yer alan ve şehrin en eski yerleşim planlarından birini barındıran tarihi denizcilik bölgesi Vasilevsky Adası ve Kunstkamera, Büyük Petro’nun bilimsel merakını yansıtan muazzam bir merkez. Adanın ucundaki görkemli Rostral Sütunları’nın sunduğu fiyort benzeri nehir manzarası bir yana; Rusya’nın ilk resmi müzesi olan Kunstkamera, barındırdığı antropolojik, etnografik ve sıra dışı anatomik koleksiyonlarla kentin bilim tarihine ışık tutan sıra dışı bir durak.

Sevkabel Port Modern Yaşam ve Kültür Alanı (Sevkabel Port)

Eski bir tarihi kablo fabrikasının dönüştürülmesiyle körfez kıyısında hayat bulan fütüristik sosyal merkez Sevkabel Port Modern Yaşam ve Kültür Alanı; St. Petersburg’un genç, dinamik ve çağdaş yüzünü temsil ediyor. Baltık Denizi manzarasına karşı uzanan modern yürüyüş kordonu, bağımsız tasarım butikleri, üçüncü nesil kahvecileri, sokak lezzetleri sunan gurme alanları ve çağdaş sanat sergileriyle burası; kentin klasik Çarlık atmosferinden sıyrılıp modern Rus şehir yaşamına karışmak isteyenlerin yeni gözbebeği.

Smolny Katedrali (Smolny Convent)

Neva Nehri’nin kıvrıldığı büyüleyici bir noktada mavi ve beyaz renklerin asil uyumuyla yükselen Barok mimari şaheseri Smolny Katedrali, ünlü İtalyan mimar Bartolomeo Rastrelli’nin şehirdeki en zarif imzalarından biri. Aslında bir rahibe manastırı olarak tasarlanan ancak yapımı uzun yıllar süren bu görkemli yapı; gökyüzüne uzanan soğan kubbeleri, muazzam iç akustiği ve çan kulesine çıkıldığında sunduğu o uçsuz bucaksız St. Petersburg şehir manzarasıyla herkesi büyülemeyi başarıyor.

Katerina Sarayı

I. Petro’nun eşi I. Katarina için inşa ettirilen, kızı İmparatoriçe Elizabeth (Yelizaveta Petrovna) döneminde devasa bir Barok saraya dönüştürülen ve gelini II. Katerina (Büyük Katerina) döneminde son görkemli hâline ulaşan Katerina Sarayı; Çarlık Rusyası’nın ihtişam tutkusunu en açık şekilde gözler önüne seren yapılardan biri. Tsarskoye Selo (Çar Köyü) kompleksi içinde yükselen ve İtalyan mimar Francesco Bartolomeo Rastrelli imzası taşıyan bu şaheser için yapıldığı dönemde dış cephesindeki süslemeleri kaplamak üzere 100 kilodan fazla som altın kullanılmış.

Katerina Sarayı
Katerina Sarayı

Sarayın en dünyaca ünlü bölümü; zemininden tavanına tonlarca kehribar panelle bezenmiş, “Dünyanın 8. Harikası” kabul edilen efsanevi Kehribar Oda. Ancak buranın ilginç bir hikâyesi var: II. Dünya Savaşı döneminde Leningrad (günümüzdeki St. Petersburg) Kuşatması sırasında, 1941 yılında Nazi birlikleri Tsarskoye Selo’ya ulaşarak Katarina Sarayı’nı işgal etti ve Kehribar Oda’nın devasa panellerini söküp Königsberg’e (bugünkü Kaliningrad) taşıdı. 1945’te savaşın sonlarına doğruysa bu paha biçilmez eserlerin izi tamamen kayboldu. Yıllar süren aramalara rağmen orijinal panellere ulaşılamayınca, Rus zanaatkarlar ve restoratörler arşiv belgeleriyle eski fotoğraflardan yararlanarak 24 yıllık titiz bir çalışmayla odayı aslına tamamen sadık kalarak yeniden inşa etti. Bugün Katarina Sarayı’nda ziyaretçilerini ağırlayan mekân, işte bu olağanüstü emekle küllerinden doğan göz alıcı rekonstrüksiyon.

Katerina Sarayı - Kehribar Oda
Katerina Sarayı – Kehribar Oda

Ancak sarayın ihtişamı tek bir odayla sınırlı değil; Rastrelli’nin ustalık eseri olan ve devasa pencereleriyle aynalarından süzülen ışıkla parıldayan 800 metrekarelik Büyük Balo Salonu (Grand Hall), çarlık ziyafetlerine ev sahipliği yapan Altın Yemek Odası ve duvarları boydan boya Batı Avrupa resim sanatının seçkin örnekleriyle kaplı Resim Salonu; ziyaretçileri âdeta tarihte bir yolculuğa çıkarıyor. Sarayın kapısından dışarı adım attığınızdaysa geniş göleti, zarif köprüleri ve Neo-gotik yapılarıyla Klasik Fransız ve İngiliz peyzaj sanatının en seçkin örneklerini sunan devasa Katerina Parkı sizi karşılıyor.

Katerina Sarayı - Balo Salonu
Katerina Sarayı – Balo Salonu

Peterhof Sarayı ve Bahçeleri

I. Petro’nun (Büyük Petro) Baltık Denizi’ne açılan Rusya vizyonunu simgelemek amacıyla inşa ettirdiği ve “Rusya’nın Versailles’ı” olarak bilinen Peterhof Sarayı, Çarlık Rusyası’nın doğayla mimariyi buluşturan en görkemli yazlık rezidansı. Finlandiya Körfezi kıyısında uzanan bu ihtişamlı kompleks, mühendislik harikası fıskiye sistemiyle dünyada eşine az rastlanır bir rezidans. Sarayın bahçelerinde yer alan onlarca altın kaplama heykel ve fıskiye; hiçbir elektrikli ya da mekanik pompa kullanılmadan, tamamen su kaynaklarının doğal eğimi ve basıncıyla çalışıyor. Barok mimarinin en zarafet dolu örneklerini sunan saray odaları ve körfeze doğru süzülen Büyük Kasat (Grand Cascade) su kanalı; ziyaretçilere sadece görsel bir şölen değil, aynı zamanda 18. yüzyıl çarlık ihtişamının canlı bir tanıklığını sunuyor.

Peterhof Sarayı
Peterhof Sarayı

St. Petersburg; Büyük Petro’nun bataklıklardan yarattığı vizyoner çarlık ihtişamını, trajik devrimlerin gölgesini ve insanı büyüleyen sanatsal dehasını yansıtan, eşi benzeri olmayan bir kent. Çok seyahat ettiğim için aynı şehirlere tekrar tekrar gitmek istemiyorum ama Neva Nehri’nin serin sularının gölgesindeki St Petersburg, içimi ısıtmayı başardı. Burası gezmeye doyamadığım, defalarca gitsem bıkmayacağım, beni her köşesinde heyecanlandıran bir kent oldu.

Benzer Yazılar

2 yorum

  1. İyi ki gitmişim, iyi ki bu muhteşem güzel yerleri görmüşüm. St.Petersburg anlatılmaz, yaşanır. Sana bu geziye beni de götürdüğün için çok teşekkür ederim. Ellerine emeğine sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.