Avignon Gezi Rehberi – Papaların Güneşli Şehri
Fransa’nın güneyindeki Provence-Alpes-Côte d’Azur bölgesinin en büyüleyici duraklarından biri olan Avignon; heybetli surları, nehir üzerindeki ikonik köprüsü ve bir dönem Katolik dünyasının kalbi olmasını sağlayan devasa sarayıyla zamana meydan okuyan bir kent. Rhone Nehri’nin sakin sularıyla çevrelenen bu tarihi yerleşim, Akdeniz güneşiyle yıkanan taş sokaklarında ziyaretçilerini Orta Çağ’ın ihtişamlı günlerine götürüyor. Avignon Tarihi Merkezi, içindeki devasa Papalık Sarayı (Palais des Papes), katedral kompleksi ve meşhur şarkılara konu olan ancak yarısı nehrin sularında kalan Saint-Bénézet Köprüsü ile UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor.

Avignon’un tarihi, Kelt yerleşimlerine ve ardından gelen Roma dönemine kadar uzansa da şehrin altın çağı 14. yüzyılda başlamış. 1309 yılında Papa V. Clemens, Roma’daki siyasi karışıklıklardan kaçarak papalığın merkezini Avignon’a taşımış. “Avignon Papalığı” olarak bilinen bu dönemde (1309-1377), şehir âdeta yeniden inşa edilmiş; surlar yükselmiş, Avrupa’nın en büyük Gotik sarayı yapılmış ve kent bir kültür-sanat merkezine dönüşmüş. Fransız İhtilali’ne kadar papalığın toprağı olarak kalan Avignon, 1791 yılında kesin olarak Fransa’ya katılmış. Günümüzde Avignon, zengin kültürel mirası ve dünyaca ünlü tiyatro festivaliyle yaşayan bir açık hava müzesi gibi.

Avignon’da gezilecek yerler listesi
Fransa‘nın Provence-Alpes-Côte d’Azur (PACA) bölgesinde yer alan Avignon, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan tarihi merkeziyle (Papalık Sarayı, Episkoposluk Kompleksi ve Avignon Köprüsü dâhil) âdeta koruma altında bir cevher. Her adımda tarihin en güçlü dönemlerine tanıklık edeceğiniz şehir, yürüyerek keşfedilmeye çok uygun.

Glob DMC ile çıktığım Comfort Alpler ve İtalya & İsviçre & Fransa Turu rotasında yer alan Avignon, turun en özel yerlerinden biri.
Şimdi gelin, buranın en güzel duraklarına bir göz atalım…
Papalık Sarayı (Palais des Papes)
Dünyanın en büyük Gotik sarayı olan bu devasa yapı, bir saray olmanın ötesinde âdeta bir kale. 14. yüzyılda papaların gücünü göstermek amacıyla inşa edilen saray; labirenti andıran koridorları, büyük kabul salonları, paha biçilemez fresklerle süslü şapelleri ve görkemli avlusuyla şehrin kalbi.

Musée du Petit Palais
Papalık Sarayı’nın hemen yanında yer alan Musée du Petit Palais, özellikle Rönesans öncesi İtalyan ve Avignon okulu tabloları ve Botticelli’nin eserlerine ev sahipliği yapan muazzam bir koleksiyona sahip.

Notre-Dame des Doms Katedrali
Papalık Sarayı’nın hemen yanında yükselen, 12. yüzyıla tarihlenen bu Romanesk katedral, kulisindeki devasa altın Meryem Ana heykeliyle şehrin silüetini belirliyor. İçinde papaların mezarları ve etkileyici dini sanat eserleri yer alıyor.

Rocher des Doms Bahçeleri
Katedralin hemen arkasındaki tepede yer alan bu halk parkı, nefes almak için harika bir durak. Fıskiyeli havuzları ve tavus kuşlarının yanı sıra, Rhone Nehri’ne, Avignon Köprüsü’ne ve karşı kıyıdaki Villeneuve-lès-Avignon kasabasına bakan panoramik bir seyir terası var.

Avignon Köprüsü (Pont d’Avignon / Pont Saint-Bénézet)
Dünyaca ünlü Fransız çocuk şarkısı “Sur le Pont d’Avignon” (Avignon Köprüsü’nün Üzerinde) şarkısına da ilham veren Avignon Köprüsü, 12. yüzyılda Rhone Nehri üzerine inşa edilmiş. Orijinalinde 22 kemeri olan köprü, nehrin azgın suları ve taşkınları nedeniyle yüzyıllar içinde defalarca yıkılmış. Günümüzdeyse geriye nehrin ortasında hüzünlü ve estetik bir şekilde uzanan sadece 4 kemeri ve Aziz Bénézet Şapeli kalmış.

Tarihi Şehir Surları (Remparts d’Avignon)
Şehrin eski merkezini tamamen çevreleyen, yaklaşık 4.3 kilometre uzunluğundaki bu Orta Çağ surları; 14. yüzyılda papaları korumak için inşa edilmiş. Günümüze de 39 kulesi ve devasa kapılarıyla neredeyse hiç bozulmadan ayakta kalarak ulaştı.

Hôtel de Ville (Belediye Sarayı)
Avignon’un kalbi sayılan Place de l’Horloge’un (Saat Kulesi Meydanı) en görkemli yapısı olan Belediye Sarayı, 19. yüzyılın ortalarında Neo-klasik tarzda inşa edilmiş. Ancak binayı asıl eşsiz kılan, hemen arkasında yükselen ve meydana adını veren 14. yüzyıla tarihlenen Gotik saat kulesi (Beffroi). Beyaz cephesi, heybetli sütunları ve pencerelerini süsleyen ince taş işçiliğiyle meydanın aristokrat havasını tamamlayan bu yapı; Avignon’un hem krallık dönemindeki köklü geçmişini hem de modern idari gücünü tek bir kadrajda birleştiriyor.

Avignon Opera Binası (Opéra d’Avignon)
Place de l’Horloge üzerinde, Belediye Sarayı’nın hemen yanı başında tüm zarafetiyle görünen Opera Binası, 1846 yılında geçirdiği büyük yangının ardından klasik formda yeniden ayağa kaldırılmış. Cephesini süsleyen mermer sütunlar, ünlü oyun yazarlarının büstleri ve tiyatro sanatını simgeleyen heykelleriyle bu yapı; âdeta şehrin yüzyıllardır süregelen kültür-sanat tutkusunun somut bir nişanesi. Her yıl dünyaca ünlü Avignon Festivali’ne de ev sahipliği yapan bu ikonik yapı; sadece mimarisiyle değil, Avrupa sahne sanatları tarihindeki canlı rolüyle de Avignon’un en prestijli duraklarından biri.

Les Halles d’Avignon
Şehrin kalbindeki kapalı pazar yeri Les Halles d’Avignon; dikey bahçeyle kaplı ikonik cephesinin ardında, Provence gastronomisinin en taze ve yerel lezzetlerini barındırıyor.

Rue des Teinturiers (Boyacılar Caddesi)
Şehrin en fotojenik, gizli kalmış caddesi olan Rue des Teinturiers (Boyacılar Caddesi); Sorgue Nehri’nden beslenen tarihi su çarkları, Arnavut kaldırımları ve çınar ağaçlarıyla gerçek bir Provence atmosferi sunuyor.

Fort Saint-André
Fransa Kralı IV. Philippe (Güzel Philippe) ve V. Charles tarafından 14. yüzyılda inşa ettirilen Fort Saint-André, Rhône Nehri’nin karşı yakasındaki Villeneuve-lès-Avignon kasabasında bulunuyor.
O dönemlerde nehrin Avignon tarafı Papalık kontrolündeyken, karşı kıyısı Fransa Krallığı’na aitmiş. Kale, hem krallığın sınırlarını ve nehir üzerindeki stratejik geçişleri korumak hem de Papalık Avignonu’na karşı güç sergilemek amacıyla tam olarak bu tepenin üzerine kurulmuş. Özellikle ikiz kuleli anıtsal giriş kapısı ve surları, günümüzde hâlâ tüm ihtişamıyla ayakta duruyor.

Avignon; Gotik mimarinin zirvesini oluşturan sarayları, hüzünlü hikâyesiyle nehre uzanan köprüsü ve UNESCO tescilli dokusuyla Provence seyahatlerinin olmazsa olmazı. Tarihin ve sanatın iç içe geçtiği bu kadim şehir, hem görkemli bir geçmişi hem de canlı bir Akdeniz atmosferini bir arada vadediyor.
Çok güzel bir yazı olmuş. Ellerine sağlık.
Çok teşekkür ettim. Mutlu etti.