Amsterdam Gezi Rehberi – Kanalların ve Sanatın Şehri
Amsterdam, 12. yüzyılda Amstel Nehri’nin kıyısında bir balıkçı köyü olarak kurulmuş. Köyün adı ilk kurulduğu zamanlarda Amstelredamme “ırmağın üzerine kurulan su bendi (dam)” imiş. Zamanla bu isim Amsterdam hâline dönüşmüş. Kent günümüzde Hollanda’nın başkenti. Ancak Hollanda, hükümetin ve meclisin bulunduğu Lahey’den yönetiliyor. Singelgracht’ın içinde kalan ve 17. yüzyıla tarihlenen Amsterdam Kanal Bölgesi, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunuyor.

Burası hem Avrupa’nın hem de dünyanın en özel şehirlerinden biri. Neden mi? Tabii ki detaylı anlatacağım ama şu kadarını söyleyeyim: Bu denli özgürlük ve bu denli mutluluk, dünya üzerindeki başka hiçbir şehirde böyle kol kola gezmiyor da ondan! Amsterdam’ı da işte hem bu özellikleri hem de tarihi zenginliği ve doğal güzelliği birleşerek eşsiz bir kent hâline getiriyor.

Burası benim gözümde de Avrupa’nın en güzel 10 şehrinden biri. Sadece kanallardan ibaret bir şehir değil; her köşesinde tarihin, sanatın ve özgürlüğün izlerini taşıyan âdeta bir açık hava müzesi. Bir Paris kasveti yok, dinmek bilmeyen bir Londra yağmuru yok. Kanal kenarları cıvıl cıvıl. Pek çok renkli kafesi var. Her köşesinde binlerce bisikletli görülüyor. Şehirde geçirilecek vakit çok kısıtlı bile olsa, kanallar boyunca yürüyerek şehir merkezini ve 17. yüzyıla tarihlenen yapıları keşfetmek mümkün.

Amsterdam’da gezilecek yerler listesi
İçindekiler
- 1 Amsterdam’da gezilecek yerler listesi
- 1.1 Dam Meydanı
- 1.2 Jordaan
- 1.3 Kanal Kuşağı (Canal Belt)
- 1.4 Anne Frank House
- 1.5 Red Light District (Kırmızı Fenerli Sokak)
- 1.6 Müze Meydanı (Museumplein)
- 1.7 Rijksmuseum (Ulusal Müze)
- 1.8 Van Gogh Müzesi
- 1.9 Stedelijk Müzesi
- 1.10 Moco Müzesi
- 1.11 Elmas Müzesi (Diamond Museum)
- 1.12 Heineken Experience
- 1.13 Oude Kerk Kilisesi
- 1.14 Rembrandt Evi
- 1.15 NEMO Science Museum
- 1.16 Vondelpark
- 1.17 Bloemenmarkt
- 1.18 De Gooyer Windmill
- 1.19 Amsterdam’da yapmadan dönme!
Merkez tren istasyonu, Schiphol Havalimanı’ndan sadece 15 km uzaklıkta yer alıyor. Bu mesafe trenle 20 dakikada gidilebiliyor. Amsterdam Centraal denilen kentin ana istasyonu 1889 yılında açılmış. Şehrin en önemli simgesi olan eski limanının yerini alarak deniz ulaşımının yükünü ortadan kaldırmış.
Şehre gelir gelmez ilk olarak bir kanal turu yaptım. Kanal turundan sonra da Dam Meydanı’na yürüdüm.
Bana göre şehrin en özel yeri, camekânlar ardında kendini pazarlayan kadınların görülebileceği Red Light District (Kırmızı Fener Mahallesi) idi. Buranın ismi denizcilere hizmet veren hayat kadınlarının, evlerinin dışına astıkları kırmızı fenerlerden gelmiş.
Şehir merkezinde 1 ya da 2 saatlik kanal turları var. Kente ilk gelişimde 1 saatlik kanal turuna katılmıştım. Bu turda şehrin kendine has mimarisini yakından gördüm, kanalların üzerindeki köprüleri fotoğrafladım, yıkık dökük teknelerin oldukça pahalı kanal evlere dönüştürülmüş hâllerini hayretle gözlemledim. Daha sonra gençlerle yaptığım otobüsle Avrupa turu ve Romantik Ren Nehri ve Mosel Nehri turuyla geldiğim şehir, beni her seferinde kendine hayran bırakmayı başardı.

Buraya geldiğinizde Kibbelingboetiek Amsterdamsche Fish Festival’de kibbeling yemenizi öneririm. Kibbeling ne mi? Hollanda’da popüler bir yemek olan kibbeling; genellikle mayonez bazlı sarımsak sosu veya tartar sosuyla servis edilen, dövülmüş balık parçalarından oluşan bir atıştırmalık.
Eğer şehir dışına çıkmak isterseniz, aşağıdaki yerlere gidebilirsiniz:
• Haarlem – 15 dakika.
• Utrecht – 25 dakika.
• Zaandam – 15 dakika.
• Zaanse Schans – 20 dakika.
• Rotterdam – 40 dakika.
• Giethoorn – 1 saat 45 dakika.
• The Hague – 50 dakika.
Şimdi gelin, Amsterdam’da gezilecek yerler listesine bir göz atalım…
Dam Meydanı
Şehrin kalbi ve görkemini yansıtan Dam Meydanı, Kraliyet Sarayı’na ev sahipliği yapıyor.

Meydandaki en görkemli yapı olan Kraliyet Sarayı (Koninklijk Paleis), Amsterdam’ın görkemli belediye binasının nasıl bir Fransız sarayına dönüştüğünü gözler önüne seren bir yapı. Sarayı gezerken gördüğünüz o devasa mermer heykeller, tavan süslemeleri ve tabloların çoğu; binanın Belediye Sarayı (Stadhuis) olarak inşa edildiği 17. yüzyıla (Hollanda Altın Çağı) ait.
Hollanda Kralı yapılan Napolyon’un kardeşi Louis Bonaparte, 1808 yılında binayı çok beğenip burayı bir kraliyet sarayına dönüştürmeye karar vermiş. Louis Bonaparte, binanın soğuk belediye ofislerini lüks bir saraya dönüştürmek için Paris ve Amsterdam’dan yüzlerce mobilya getirtmiş. Günümüzde Koninklijk Paleis, Fransa dışındaki en kapsamlı Empire tarzı mobilya ve dekorasyon koleksiyonuna (yaklaşık 2.000 parça) sahip. Avizeler, saatler, ipek duvar döşemeleri ve o meşhur sandalyelerin çoğu; Louis Bonaparte döneminden kalma.
Saray günümüzde kraliyet ailesinin resmî törenlerine ev sahipliği yapıyor.

Jordaan
Eskiden işçi sınıfının yaşadığı Jordaan District; günümüzde dar sokakları, butik kafeleri ve sanat galerileriyle şehrin en bohem bölgesi. Bu bölge, 17. yüzyılın ideal şehir planlamasının ve Hollanda Altın Çağı’nın dünyadaki en iyi korunmuş örneği olarak kabul ediliyor.
Kanal Kuşağı (Canal Belt)
17. yüzyıla tarihlenen Kanal Kuşağı (Canal Belt), 2010 yılında Singelgracht İçindeki 17. Yüzyıl Kanal Yüzüğü Alanı adıyla UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine dâhil edildi. Kanal Kuşağı, Amsterdam’ın ünlü mimari estetiğini ve suyla iç içe geçmiş yaşam kültürünü en iyi yansıtan yer.
Anne Frank House
Prinsengracht Kanalı üzerinde yer alan Anne Frank Müzesi; İkinci Dünya Savaşı’nın karanlık günlerini ve bir genç kızın umudunu anlatan, şehrin en dokunaklı noktası. Burayı ziyaret etmek, tarihin sessiz çığlığını duymak gibi hissettiriyor.
Anne Frank ve ailesi, Hitler’in Yahudi katliamından kaçmak için 2 yıl boyunca başka bir aileyle birlikte bu evde saklanmış. Anne Frank evde kaldıkları bu 2 yıl boyunca bir günlük tutmuş. Ev polis tarafından basıldıktan sonra ailenin her bir üyesi Polonya‘daki farklı bir toplama kampına gönderilmiş. Baba Frank, Kızıl Ordu’nun gelmesiyle kamptan kurtulmuş. Bir süre sonra da kızının günlüğünü yayınlatmış. Bu kitap 60 dile çevrilerek en çok satanlar listesine girmeyi hak etti.

Red Light District (Kırmızı Fenerli Sokak)
Amsterdam şehrinin umuma açık, yasal genelevleriyle dolu bölgesi Red Light District (Kırmızı Fenerli Sokak), yabancı turistlerin de en çok ilgisini çeken yer. Seks işçisi kadınlar burada çıplak vücutlarını camekânların ardından görücüye çıkarıyor. Bölgede gezerken kadınların gösterilerini izleyebilirsiniz. Ancak çalışan kadınların fotoğraflarını çekmek yasak ve buna saygı duyulması için uyarılar var. 7/24 hareketli olan bölgeye Amsterdamlılar günlük rutinlerinin içinde çok ilgi göstermiyor. Etrafta daha çok turist kalabalığı var.

Müze Meydanı (Museumplein)
Şehrin kültürel hafızası Müze Meydanı’nda (Museumplein) atıyor. Meydan, birbirine yürüme mesafesinde bulunan dünyanın en prestijli müzelerine ev sahipliği yapıyor. Meydanda yer alan ana müzeler: Rijksmuseum, Van Gogh Müzesi, Stedelijk Müzesi, Moco Museum, Diamond Museum (Elmas Müzesi). Meydanın hemen altında büyük bir yer altı otoparkı ve meydanın sembolü hâline gelen geniş bir çim alan var. Burası genellikle etkinliklerin ve festivallerin merkezi olarak kullanılıyor.
Rijksmuseum (Ulusal Müze)
Hollanda’nın Altın Çağı’na ışık tutan devasa koleksiyonuyla dikkat çeken Rijksmuseum’de (Ulusal Müze) Frans Hals ve Johannes Vemeer gibi ünlü sanatçıların eserleri ve Rembrandt’ın en önemli eseri Gece Devriyesi (Night Watch) olmak üzere 8.000 eser sergileniyor.

Van Gogh Müzesi
Van Gogh Müzesi, sanatçının duygusal dünyasına ve fırça darbelerine tanıklık edebileceğiniz dünyanın en kapsamlı koleksiyonuna sahip. Müzede ayrıca Hollandalı post-ekspresyonist ressamların tabloları sergileniyor.

Stedelijk Müzesi
Modern ve çağdaş sanatla tasarıma odaklanan Stedelijk Müzesi, mimarisiyle de oldukça dikkat çekici.
Moco Müzesi
Tarihi bir konakta yer alan Moco Müzesi’nde Banksy ve Dalí gibi modern ve sokak sanatı ikonlarının eserlerini görebilirsiniz.
Elmas Müzesi (Diamond Museum)
Müze Meydanı’nın hemen yakınında bulunan Elmas Müzesi, elmas işlemeciliği tarihini merak edenler için ilginç bir durak.
Heineken Experience
Bira müzesi olur mu? Evet, olur! Ülkenin ünlü bira firmasının adına yapılan Heineken Experience, eğlenceli sunumların yapıldığı bir interaktif müze.

Oude Kerk Kilisesi
13. yüzyılda ahşap bir kilise olarak yapılan Oude Kerk Kilisesi, Amsterdam’ın en eski ve en büyük kilisesi. 14. yüzyılda orijinal kilise yenilenip genişletilerek taş bir yapıya çevrilmiş. Günümüzde çağdaş sanat sergilerine ev sahipliği yapıyor.

Rembrandt Evi
Hollandalı ressam Rembrandt bu evde yaşamış.

NEMO Science Museum
Gemiyi andıran mimarisiyle görsel bir şölen sunan NEMO Bilim Müzesi, bilim ve teknolojiyle ilgili deneysel bir ortam sunuyor.
Vondelpark
Şehrin gürültüsünden kaçabileceğiniz Vondelpark’ta yerel halkla birlikte çimlere uzanabilirsiniz.
Bloemenmarkt
Dünyanın tek yüzen çiçek pazarı Bloemenmarkt’ta rengârenk laleler arasında yürürken Amsterdam’ın o meşhur çiçek kokusunu içinize çekebilirsiniz.
De Gooyer Windmill
Hollanda’daki değirmen dağları genel olarak kültürel mirası sergiliyor. Şehir merkezine en yakın ve en yüksek ahşap yel değirmeni olan De Gooyer Windmill de Hollanda’nın simgesi olan değirmen kültürünü fotoğraflamak için harika bir nokta.
Amsterdam’da yapmadan dönme!
Bunları yapmadan Amsterdam’dan ayrılmayın!
- Bisiklet kiralayıp şehri gez
Bu kadar çok bisikletliyi dünyanın hiç bir yerinde görmediğinize bahse girerim. Hâl böyleyken, neden onların arasına karışmayalım ki?

- Kanal turu yap
1 ya da 2 saatlik turlara katılıp köprülerin altından geçmek, bot evleri görmek ve Amsterdam’ı kanalın üzerinden izlemenin keyfine doyum olmuyor. Singelgracht’ın içinde kalan ve 17. yüzyıla tarihlenen Amsterdam Kanal Bölgesi, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunuyor.

- Ot çekenleri, kek (space cake) ve mantar yiyenleri gözlemle
Şehirde her köşe başında marijuana kokusu duyabilir, içinde uyuşturucu olan keki yiyen birine denk gelebilirsiniz. Hatta bazı barlarda sigara içmek yasak, ot içmek serbest! Zaten soft uyuşturucu maddelerin kullanımı Amsterdam’da yasal olduğundan şehir özgürlükler şehri olarak ilan edildi.

- Sokak tuvaletlerinin ilk bakışta ne olduğunu anlamaya çalış
Paravan şeklindeki sokak tuvaletleri sevgili bayların hizmetinde. İlk baktığımda ne olduklarını anlamadım çünkü bu ilginç tuvaletleri Amsterdam haricinde hiçbir şehirde görmemiştim.

- Hollanda peyniri ve kızarmış patates ye
Amsterdam’a gelmişken Hollanda’nın çeşit çeşit peynirinin ve de çok tüketilen patatesinin tadına bakmak lazım. Aman dikkat! Bazı patateslerin sosunda uyuşturucu var.
- Lalelere doy
Laleler Osmanlı’dan gelmiş olsa da Hollanda bunu sahiplenerek dünyaya yaymış durumda. Yalnız lale alıp yurt dışına çıkartmanıza izin yok. Bu konuda dikkatli olun.

Amsterdam; yayadan çok bisikletli gördüğüm, insan kalabalığından yer yer başım dönse de kendimi hiç güvensiz bir ortamda hissetmediğim, her köşe başında yayılan ot kokusundan istemeden de olsa sarhoş olduğum, kanal kenarında yürürken huzur duyduğum, kendine has ruhu olan çok özel bir şehir.
Bu kadar özgürlük varken suç oranının çok düşük olması insana ilk başta şaşırtıcı geliyor. Ancak burada insanlar özgürleştikçe daha mutlu oluyor, mutlu oldukça da suç işlemekten uzaklaşıyor. Kısacası Amsterdam kendi içinde bir devrim yaratıyor!


