Tahran, İran’ın başkenti, en büyük şehri ve İslam devrimi mücadelesinde önderlik yapan yerleşimi. Elbruz Dağı’nın eteklerine kurulan Tahran kenti, çoğu sarı tuğladan yapılmış, 2-3 katlı, sıvası ve boyası olmayan evlerle dolu.

Tahran hakkında bilgiler

Tahran 1220 yılında Moğol istilası sonrası Rey kenti halkının buraya göçmesiyle kurulmuş. İsmi de sıcak yer anlamına gelen Tahran olmuş. Çünkü burada yaz mevsimi oldukça sıcak geçiyor.

Burası zıtlıkların başkenti. Kuzey Tahran zenginliğin ve modernliğin simgesiyken güney Tahran fakir ve muhafazakâr yaşamı yansıtıyor. Bu zıtlıklar kadınlarda da görülüyor. Çador denilen yerlere kadar uzanan örtüyü kullanan kadınlar da var, saçının yarısı açık, bol makyajlı, erkeklere göz temasından kaçınmayan, boyalı dik kaşları yarımay şeklini tamamlamadan yarıyolda kesilen, burunları estetikli kadınlar da mevcut.

Tahran gezilecek yerler

Annemle birlikte İran turu yapıyorduk. Bizi komşumuz Mehdi ve eşi Tahire gezdiriyordu. Rotamızda Tahran – Qum – Kaşhan – İsfahan – Şiraz vardı. Gezimizde ilk durağımız da Tahran olacaktı.

Tahran bizi hiç beklemediğimiz şekilde, karlar içinde karşıladı. Aniden bastıran buz fırtınası nedeniyle Mehdi ve Tahire, Tahran’ın 6 saat kuzeyindeki evinden yollar kapandığı için bizi karşılamaya gelemediler. Neyse ki havaalanından tuttuğumuz taksi (80.000 tümen, nerdeyse 25 $’a), bizi Tahran’ın zengin kuzey bölgesine getirdi. Bu arada sabahın 6.00’sında bile trafik rezalet durumdaydı. Gördüğüm en kötü trafiğin geçen hafta gittiğim Kahire’de olduğunu sanıyordum ama Tahran şimdiden bunu bastıracak gibi görülüyordu.

Taksi şoförünün tavsiyesiyle kahvaltı için kelle paça yemeğe karar verdik. Zengin bölgede olsak da şu ana kadar gördüğümüz restoranların hepsi  pek bi’ salaştı. Ancak açlık ve yorgunluk bastırınca insan ne olsa yiyor. Biz de bu salaş ve pis yerlerde kelle paça yiyebileceğimize kendimizi inandırıp cesurca yemeğimizi ısmarladık.

İlk olarak önümüze içinde zerre et parçası olmayan tarçınlı et suyu geldi. Çorba bitince ayrı bir tabakta kelle ve paça eti sunuldu. Buranın adeti de böyleymiş diyerek olaya uyum sağladık ve yemekleri bu sırayla yedik.

Mehdi ve Tahire’yle yolların kapalı olmasından dolayı kavuşamasak da Mehdi bir arkadaşının bizimle buluşmasını sağlayıp yol sersemi halimizle yaban ellerde yalnız kalmamızı engelledi. Biz de böylece ayağımızın tozuyla kuzey Tahran’ın keşfine başlamış olduk.

Tahran gezilecek yerler listesine bir bakalım.

Sa’dabad Sarayı Müzesi (Sa’dabad Kültürel Kompleksi)

İlk olarak Elbruz Dağı manzarasında, 410 hektarlık bir orman içine kurulan Sa’dabad Sarayı Müzesi (Sa’dabad Kültürel Kompleksi)’ne gittik. Kompleksin içinde 18 değişik müze var. Her bir müze için ayrı bilet almak gerektiğinden ve biletler sadece girişte satıldığından komplekse girerken nerelerin gezileceğini belirleyip ona göre bilet almanız gerekiyor. Bilet fiyatları da oldukça yüksek. Sadece 2 müze için kişi başı 45.000 tümen ödedik.

Tahran

Sa’dabad Sarayı Müzesi (Sa’dabad Kültürel Kompleksi)

Tahran

Sa’dabad Sarayı Müzesi (Sa’dabad Kültürel Kompleksi)

Büyük arazisi içindeki Sa’dabad Sarayı Müzesi sadece bahçesinin içinde gezinti yapmak için bile çok güzel. Mis gibi dağ havası solunarak dışından bile çok güzel olduğunu kanıtlayan müzeler arasında gezinmek Tahran gezisinin olmazsa olmazından.

Tahran

Sa’dabad Kültürel Kompleksi

Sa’dabad Kültürel Kompleksi’nde gezmek için 2 yeri seçtik:

Tahran

Sa’dabad Sarayı Müzesi (Sa’dabad Kültürel Kompleksi)

  • Millet Sarayı (Halkın Sarayı) Müzesi

Millet Sarayı (Halkın Sarayı) Müzesi Beyaz Saray olarak da biliniyor. Rıza Şah’ın imparatorluk sarayı olarak yaptırıp sonra evine çevirdiği saray, 1982’de müzeye dönüştürülmüş. İçinde nadide İran halıları, mobilyalar ve silahlar sergilenen müze, hayranlık uyandıran güzellikte.

  • Yeşil Saray Müzesi

İkinci olarak gezdiğimiz Yeşil Saray Müzesi 1925’de son şahın babası Rıza Şah tarafından yaptırılmış. Çok değerli İran halıları, mobilyalar ve porselen takımların sergilendiği müze de görülmeye değer.

Niyavaran Sarayı

Sa’dabad’dan ayrılıp bölgede diğer görülmesi gereken yer olan Niyavaran Sarayı’na geldik. Burada da girişte gezilecek müzeleri belirleyip ona göre bilet almak gerekiyor.

Tahran – Niyavaran Sarayı

Niyavaran Sarayı

Burada seçtiğimiz ilk yer, son Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin 10 yıl boyunca ailesi ile birlikte yaşadığı Niyavaran Sarayı oldu. Şah’ın ve Farah Diba’nın giysileri ve duvar halıları çok ilgimizi çekti. Ayrıca büyük salondaki, Akamenid (Pers)’lere kadar giden pek çok kralın ve imparatorun resmini taşıyan Kerman halısından o denli etkilendik ki büyülenmişcesine önünden bir süre ayrılamadık.

Sarayda gezdiğimiz ikinci nokta son Kaçar şahı Ahmed Şah’a ait olan Ahmed Şah Sarayı oldu. Şahın hobilerini sergileyen fotoğraf makinelerini, müzik çalgılarını görerek saray gezimizi noktaladık.

İmamzade Hamza Türbesi

Kuzey Tahran’daki son noktamız İmamzade Hamza Türbesi oldu. Tahran kurulmadan önce burada bulunan Rey şehrine temsilci tayin edilmiş olan Şeyh Abdülazim’in türbesi burda. Burayı ziyaret etmenin, Hazreti Hüseyin’in Kerbela’daki türbesini ziyaret etmekle eşit önemde olduğuna inanılıyormuş. Biz de türbe başında ağlayan, türbeyi öpen koklayan pek çok kadın gördük.

Tahran

İmamzade Hamza Türbesi

Türbeye girerken saçın yarısını açıkta bırakan başörtüsü yeterli değil, mutlaka çador giyilmesi gerekiyor ve türbe girişinden ödünç çador alınabiliyor. Ben çador giymeye pek alışamadım. Örtündüğüm kısa süre içinde neresinden tutacağımı bilemeden içinde debelenip durdum.

Tahran – İmamzade Hamza Türbesi’nde çador giymeye çalışırken

Tahran ve İran misafirperverliği

Şehirde gidilen mesafeler yakın olsa da trafik o kadar korkunç ki aynı bölgedeki yerleri gezmek bile çok fazla zaman alıyor. Biz de annemle Mehdi’nin arkadaşından ayrıldıktan sonra bulunduğumuz yerden uzaklaşmaktan korkarak ilk bulduğumuz kahve dükkânına kendimizi atıp paramız yettiği ölçüde kahvelerimizi ısmarladık. İran’da para olayı ciddi sıkıntı. Öyle adım başı döviz bürosu yok, parasız kalmak ân meselesi. Neyse ki bizim cebimizde 1 büyük, 1 küçük kahveye yetecek kadar paramız kalmıştı.

Kahvemizi yudumlarken ilk günün değerlendirmesini yaptığımızda gördük ki (birbirimizin motivasyonunu bozmamak için ses çıkarmasak da) annem de ben de Tahran’ı pek sevmemişiz. Şimdilik gördüğümüz saraylar muhteşem ama sokaklar bize hiç de otantik bir doğu şehri havası solutmadı. Tam nereden düştük buraya diyecektik ki yan masada Türkçe konuştuğumuzu duyan 2 güzel İranlı kız bizimle sohbete başladı. Yorgunluğumuzu yüzümüzden anlamışlar ve bizi evlerine kahve içip biraz dinlenmek üzere davet ettiler. Normalde yabancı bir ülkede 2 dakika önce tanıştığımız insanların evine asla gitmeyecekken bu kızlara kanımız kaynadı, tekliflerini kabul ettik.

Gittiğimiz ev Türkiye’de neredeyse şimdiye kadar görmediğimiz estetikte bir ev çıktı. Her köşesi özenle döşenmiş evde bizi rahat hissettirebilmek için her saniye etrafımıza pervane olan Semra’nın misafirperverliği bizi neredeyse ezdi. Mehdi ve Tahire trafik canavarını yenip geldikten sonra bile Semra’nın ısrarıyla İran’daki ilk gecemizi daha yeni tanışmamıza rağmen onun evinde geçirmeye karar verdik. İran’la ilgili bütün hislerimin derinden değiştiğini, insan sıcaklığının ne denli kıymetli olduğunu Semra sayesinde bir kez daha anladım. Ne de olsa herşey, her yer insanla güzeldi…

Tahran ve bizi misafir eden güzeller güzeli Semra ve kızı

Lüks odamızda rahatça uyuyup sabaha gözlerimizi açar açmaz Mehdi ve Tahire’yle buluştuk. Tajrish Meydanı’nda hallim (iyice ezilmiş ve eriyene kadar pişirilmiş buğday, tarçın, şeker, hindi eti, susam) yedikten sonra tarihi şehir merkezine yollandık.

Şehrin korkunç trafiğiyle baş edebilmek için arabayla belli bölgelere girişe sadece belli günlerde izin var. Şehir merkezine ise taksi ve resmi araç haricinde girilmesine izin yok. Bu nedenle merkeze gitmek için metro ve otobüs dışında alternatif yok.

Şehirde metrolar aşırı kalabalık. Son vagon sadece kadınlara ayrılmış, ama kadınlar isterlerse diğer vagonlarda da gidebiliyor. Biz kadınlara ayrılmış vagonda gitmedik ama kendi vagonumuzda bizden başka kadın da göremedik.

Tahran – Büyük Pazar (Bazaar-ı Bozurg)

İlk olarak Büyük Pazar (Bazaar-ı Bozurg)’ı gezdik. Bizim Kapalı Çarşı benzeri pazar güzel olsa da burayı beklediğimden daha az oryantal buldum. Yine de tüm İran alışverişinin 3’te 1’inin burada yapıldığı düşünülürse pazarın önemi daha çok anlaşılır. Biz çok fazla zaman geçirmeden ve alışveriş yapmadan pazardan ayrıldık.

Tahran

Bazaar-ı Bozurg

Golestan Sarayı (Gülistan Sarayı)

Buradan Tahran gezisinde en çok merak ettiğimiz yerlerden birine, Kaçar hanedanının Avrupa mimarisinden etkilenerek yaptırdığı Golestan Sarayı (Gülistan Sarayı)’na gittik. Kompleks içinde sadece Saltanat Konağı’nı gezmek için bilet aldık ve turist biletine kişi başı 30.000 tümen ödedik. Gezdiğimiz her bir saraya 30.000-45.000 tümen arasında ödediğimiz düşünülürse İran turistler için oldukça pahalı bir ülke. İranlılar ise buralara sadece 3.000 tümen ödüyorlar ama bu fiyat turistlere çaktırmamak için Farsça yazılmış durumda.

Tahran

Golestan Sarayı (Gülistan Sarayı)

Tahran

Golestan Sarayı (Gülistan Sarayı)

Golestan Sarayı (Gülistan Sarayı)

Golestan Sarayı (Gülistan Sarayı)

Tahran

Golestan Sarayı (Gülistan Sarayı)

Saray kompleksinin en göz alıcı binası, Safevi döneminde şahların ikâmet yeri olarak kullanılan Saltanat Konağı. Üst katındaki İmaret-i Brilian (Billur Salonu), kesme ve kristal aynalar, birinci sınıf avizeler ve halılarla süslü. Saltanat Konağı’nı ve sarayın bahçesini gezdikten sonra Gülistan’dan ayrıldık.

Tahran

Golestan Sarayı (Gülistan Sarayı) Saltanat Konağı

Artık para olayını çözmemiz gerektiğinden döviz bürosu aramaya başladık. İmam Humeyni Meydanı’nda nihayet bir döviz bürosu bularak muradımıza erdik. Bu arada İran’da daha önce hiçbir ülkede görmediğim bir sistem var: Banka kurları devlet tarafından belirleniyor ve bankalarla bizim bir türlü bulamadığımız döviz bürolarının kur miktarı arasında uçurum var. Havaalanında 2.995’den bozdurduğumuz USD, döviz bürolarında 3.635’den bozduruluyor. Bu da demektir ki biz havaalanında bozdurduğumuz 100 $’da 64.000 tümen (50 TRY) kazık yemişiz.

Ulusal Mücevher Müzesi

Buradan dünyanın en değerli mücevher koleksiyonunu sergileyen Ulusal Mücevher Müzesi’ne gittik ama kapalı olduğu için müzeyi gezmek kısmet olmadı.

İran Ulusal Müzesi ve Milad Kulesi

Ülke tarihi ile ilgili bilgi almak istiyorsanız İran Ulusal Müzesi ve Milad Kulesi’ni ziyaret edebilirsiniz.

Tahran

Tahran – İran Ulusal Müzesi ve Milad Kulesi Kaynak:Wikipedia (By I, Ondřej Žváček, CC BY 2.5, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=18058842)

Azadi Tower

Eskiden Şahyad Kulesi olarak bilinen Azadi Kulesi, Azadi Meydanı’nda bulunuyor. Kentin simge yapılarından birisi. Şehrin batı girişini işaretliyor, aynı zamanda yeraltı müzesini de içeren Azadi Kültür Kompleksi’nin bir parçası.

Azadi Kulesi

Enteresan neler var?

İran’a ayak basalı daha 2 gün oldu ama henüz tuvalet kağıdı bulunan bir tuvalete rastlamadım. Neyse ki sabun hep mevcut. Tuvaletler de ücretsiz olmasına rağmen pis değiller.

Pastanelerde gördüğüm kadarıyla pek tuzlu birşey yok. Genellikle tatlı çeşitleri çok. Zaten etrafta pek pastane de yok.

Tahran’dan ayrılma vakti geldiğinde şehri değil ama yardımsever insanlarını, özellikle de güzel kızlarını özleyeceğimi bilerek vedalaştım. Kendi kendime de, Umarım gideceğimiz diğer İran şehirlerinde, özellikle de merakla beklediğim İsfahan ve Şiraz’da beni kendine çeken doğu otantikliğini bulabilirim, dedim. Bakalım aradığımı bulabilecek miydim?