RSS

Kategori arşivi: Cusco – Machu Picchu – Lima

PERU – Rüyam gerçek oldu!

Peru’ya gitme hayalim ne zaman başladı hatırlamıyorum, ama çok uzun süre bu mistik ülkeye gidip Machu Picchu’ya çıkmayı hayal ettim. Machu Picchu’nun enerjisinin yüksek olduğunu ve oraya çıktığımda spiritüel anlamda özel hisler yaşayacağımı düşündüm hep. Plan yapmak bile beni inanılmaz heyecanlandırıyordu; her ince detayı düşünüp orada yaşayacağım her anın tadını çıkarmak istiyordum.

Dünyanın yeni yedi harikasından biri olan, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki antik İnka şehri Machu Picchu, yıllardır ziyaretimi beklemekteydi :-) . And Dağlarının bir dağının zirvesinde 2300 metrelerde İnkalı hükümdar Pachacutec Yupanqui tarafından 1450 yılları civarında inşa ettirilmiş şehir, benim gözümde dünyadaki en gizemli yerlerden biriydi.

Kuruluş anlamı kesin olarak bilinmeyen şehir, İspanyol istilacılar 1532 yılında burayı işgal ettiğinde sık dağlar arasında kaldığından fark edilmemiş ve bu sayede zarar görmemiş. 1912-1913 yıllarında A.B.D,’li arkeolog Hiram Bingham tarafından keşfedilene kadar da İnkaların Kayıp Şehri olarak kalmış.

Machu Picchu’ya ulaşmak için uzun bir yolculuk yapmak gerekiyor. Önce sabahın çok erken saatlerinde Cusco’dan Ollantaytambo’ya minibüslerle gidiliyor. Oradan Agues Calientes’e giden trene biniliyor. Burada iki seçenek sunuluyor Machu Picchu’ya gitmek için: Ya Machu Picchu’nun kurulu olduğu dağların eteğindeki Agues Calientes şehrinden minibüslerle İnkalar’ın bu mistik kayıp şehrine gidilebilir, ya da “özel yürüyüş izni” alındıysa trenin 104. kilometresinde inerek rehber eşliğinde yürüyerek Machu Picchu’ya varılabilir.

Peru‘ya gitmekteki asıl hedefim Machu Picchu’yu gördüğüm ilk anı ve oraya ulaşma serüvenimi unutulmaz kılmak olduğundan İnka yolunu kesin yürümeyi hedefledim. Artık önemli olan dört günlük İnka yolunu mu, yoksa iki günlük kısa İnka yolunu mu yürümek istediğime karar vermekti. Daha önceden İnka yolunu yürüyen arkadaşlarım bana iki günlük kısa parkuru tavsiye etmişti; dört günlük yolun gereksiz yorucu ve zorlu olduğunu söylüyorlardı. Ben de tavsiyelere uyarak uzun yolu değil kısa yolu yürümeyi seçtim. Bu kararı verdikten sonra da bütün tatil planını bu çerçevede yapmaya başladım.

Bir haftalık gezi Cusco bölgesinde olacağı için şimdi sırada ne zaman gideceğimi belirlemek vardı. Peru’da ısı değişmediğinden yaz/kış mevsimi yaşanmıyordu, ama ıslak/kuru mevsim vardı. Cusco ve civarı için kuru mevsim Nisan ortası başlıyor, Ekim sonu bitiyordu. Ben de kuru mevsim başlar başlamaz gitmeye karar verdim; 16 Nisan’da Cusco’ya varacaktım.

Peru’nun güvenilir bir ülke olduğunu okumuştum. O yüzden herhangi bir tur şirketiyle çalışmadan her türlü organizasyonu kendim yapmak istiyordum, fakat İnka yolunda yazılı izin ve rehber olmadan yürümek mümkün değildi. Okuduğum her kaynak, bu “özel yürüyüş izni”nin altı ay öncesinden tükendiğinden bahsediyordu. Bu koşullarda İnka yolu yürüyüş izni, uçak biletinden bile önce alınmalı ve bu önemli gezimde emin adımlarla ilerlemeliydim :-) .

Araştırdığım tur şirketleri içerisinde SAS Travel Peru’yla çalışmaya karar verdim. Web sayfaları oldukça profesyonelce hazırlanmıştı, her türlü soruya anında cevap veriyorlardı. Rehber eşliğindeki İnka yolu yürüyüş iznini alacaklardı. Cusco’da otel rezervasyonunu da yapıyorlardı ve daha başka pek çok turları vardı.

SAS Travel, İnka yolu yürüyüş iznimin alındığını onaylar onaylamaz uçak biletimi aldım. Niyetim Cusco ve Machu Picchu’yu ziyaret ettikten sonra Lake Titicaca’ya gitmek, oradan son durak Lima’ya dönmekti, ama tatile ayırabileceğim bir haftalık sürenin Lake Titicaca’yı karıştıramayacak kadar kısa olduğunu görünce sadece Cusco’da kalmaya karar verdim.

15 Nisan 2011 akşamı iş çıkışı direk havaalanına gittim. Akşam uçuşundan sonra yerel saatle 12.00’de Lima’ya varmıştım. Yolculuğun en ızdıraplı kısmı burasıydı; 5.00’deki Lima uçuşuna kadar havaalanında uykusuz kaldım.

16 Nisan 2011 sabahı Cusco’ya vardım ve Hotel Marqueses’e yerleştim. Peru havasını hemen hissettiren, ortada avlusu bulunan, zemini taş kaplı oteli görür görmez büyülenmiştim.

Deniz seviyesinden 3500 metre yüksekte kurulan Cusco’da yükseklik hastalığına yakalanma ihtimaline karşı tedbirli olmakta fayda var. Yerliler kokainin temel maddesi olan koka bitkisinden yapılan çayın yükseklik hastalığına iyi geldiğini keşfetmişler. Ya koka çayı içiyorlar, ya da koka yaprakları çiğniyorlar. Beni de biraz etkiledi yükseklik; başağrım oldu ve nefessiz kalıyor gibi hissettim. Neyse ki şehrin her yerinde ve de her otelde bulunan oksijen maskesine gerek kalmadan bir günde geçti.

Cusco’da beni üzen ilk şey bavulumun açılıp içinden fotoğraf makinemin çalınması oldu. Nerede çalındığı konusunda kesin bir fikrim olmasa da Lima’daki uçak aktarmasında çalınma ihtimalinin çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Bir daha değerli bir eşyamı bavulumda bırakmamaya kendi kendime söz verdim!

İlk günüm Cusco’yu keşfetmekle geçti. Şehri beklentimin çok üzerinde beğenmiştim. Burayı Machu Picchu’ya gitmeden önce kalacağım basit bir duraklama yeri olarak düşünmüştüm, ama şehir çok karakterli, temiz, bakımlı ve de hareketliydi. Dar ara sokaklar, cumbalı evler, lamalarını dolaştıran yerel kıyafetli kadınlar, sayısız hediyelik eşya mağazası derken herşey beni büyülemişti..

Cusco’dayken turist bileti almayı tavsiye ederim. Pek çok müzede ve arkeolojik şehirlerde (Sacred Valley dahil) geçerli.

Çoğunlukla restoran yerine yöre halkının gittiği yerlerde yemek yemeği tercih ettim. Buralarda hijyen aramamam gerektiğini keşfettikten sonra kendime sürekli telkin yaptım yemekleri yememde bir sorun olmadığı konusunda :-) . Kadınlar ellerini koca pilav tencerelerine daldırıp tabaklara elleriyle servis yapıyorlardı! Bir kadını eli yerine kaşıkla servis yaparken gördüğümde çok şaşırmıştım ki, baktım pilavi tabağa koyduktan sonra eliyle düzeltiyor! Yani tabaklar hazırlanırken eller mutlaka bir aşamada devreye giriyordu :-) . Ha bir de kirli tabakları üzerlerine silip temizlediklerini söylemeliyim.

Yemek sonrası geleneksel pisco sour içtim. Gerçekten tavsiye edildiği kadar varmış, muhteşem bir içki. Pisco brendi, şeker ve limon suyu karıştırılarak yapılıyor, üzerine de çırpılmış yumurta beyazı ekleniyor. Hem Peru’lular hem de Şili’liler bu geleneksel içkinin kendilerine ait olduklarını söylüyorlarmış.

17 Nisan 2011 sabahı SAS Turizm’in otobüsü beni ve yürüyüşe katılacak diğer kişileri saat 4.00’de otelden aldı. Yaklaşık iki saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra Sacred Valley’deki Ollantaytambo şehrine vardık. Buradan da turist trenimize binip iki saat daha yolculuğa devam ettik. Tren yolunun 104. kilometresinde, Chachabamba’da inip bu gezimizin asıl amacı olan yürüyüşümüze saat 8.00’de başladık :-) .

İlk önce Chachabamba harabelerini dolaştık. Chachabamba’dan sonra bir yanı uçurum olan yollarda üç saat yürüyüp şelaleye ulaştık. Yürüyüş sırasında aşağıda, dağların eteklerinde giden treni görüyorduk ara sıra. Dimdik dağların arasında, dapdaracık patikada izlediğim manzara o kadar muhteşemdi ki, her an şükrediyordum yürümeyi tercih ettiğim için. Üzerime düşecek bir böcekten bilinçsizce kaçmaya çalışmak uçurumdan yuvarlanmama sebep olabileceği için ara sıra korksam da hayvanlar akıllı ve terbiyeli çıktı ve beni rahat bıraktılar :-) .

Sonra dağların ortasında, nasıl kurulduğunu asla anlayamayacağım Winay Wayna’ya ulaştık. Burada öğlen yemeği molamızı verip biraz dinlenme fırsatı elde ettik.

Yemek yerken hijyen konusu gündeme geldi tabii ki. Konakladığımız yerdeki binada tadilat vardı. Tadilatta çalışan ustalar aynı zamanda yemek servisini de yapıyorlardı. Gözüm ister istemez iki tanesine takıldı: Üzerleri oldukça kirliydi ve peçeteleri avuç içlerini bastıra bastıra öyle bir katlıyorlardı ki, peçetenin el değmedik bir milimetrekaresi kalmıyordu. Sonra o estetik katladıklarını sandıkları temiz (!) peçeteleri tabaklarımızın yanına sıralıyorlardı. Herşeye göz yumup yemeğimi yedim, ne de olsa Peru’da Peru’ca yaşamaya gelmiştim…

Yemek sonrası yürüyüşe devam ettiğimizde Sun’s Gate (Güneşin Kapısı)’ na ulaştık ve Machu Picchu bize uzaktan güzel yüzünü gösterdi. Okuduğum kitaplarda hep aynı şeyi söylüyordu, “Şimdiye kadar Machu Picchu’nun ne muhteşem olduğunu resimlerinden gördünüz ve kitaplardan okudunuz, ama yüzyüze görmek bambaşka birşey” diye. Gerçekten tarih ve doğayı bu kadar muhteşem birleştirebilen Machu Picchu, beni daha ilk anda büyülemişti. Daha önce hiç görmediğim kadar ihtişamlı olan dağların gizli köşelerine nasıl böyle bir şehir inşa ettiklerine inanamıyordum. Kendimi doğanın bu güzelliği karşısında küçücük hissettim, kelimelerim yetersiz kaldı, buradan ayrılmak istemedim.

Machu Picchu’ya yaptığım yedi saatlik yürüyüş, gördüğüm manzaraların güzelliği nedeniyle bana yetmemişti. Yürüyüş rehberi Agues Calientes’e otobüsle gitmek yerine istersek yürüyüşe devam ederek inebileceğimizi söylediğinde ben tereddüt etmeden oyumu yürüyüşten yana kullandım. Oysa ki bir buçuk saat dap daracık merdivenlerden inerek yapılacak bu ilave yürüyüş nedeniyle dizlerimin bağı çözülecek ve artık keyif değil ızdırap duyacaktım.

Agues Calientes’e vardığımızda artık merdiven inmek bitmiş, düz yolda yürümeye başlamıştık. Son on beş dakikalık yürüyüşümüz düz yolda oldu, ama benim bütün enerjim bittiği için oldukça zorlandım.

Bu şehir de beklentimin çok üzerinde güzel çıktı. Dimdik dağların ortasında, Urubamba nehrinin kıyısında, oldukça turistik, çok temiz ve cici bir yerdi burası. Bu kadar güzel olacağını tahmin etseydim ilave bir gece daha kalırdım burada.

Agues Calientes’te Hostel Viajeros’da konakladık. Burası yurt gibi bir konaklama yeri olduğu için beklentimi çok düşük tutmuştum, ama aşırı yorgun bir günün ardından olsa gerek, saatlerce ve deliksiz uyudum o gece. Kaldığım yerde tuvalet/duş odanın içindeydi. Yatak gayet rahattı, otelin yemekleri de oldukça güzeldi. Zannettiğim gibi sefil bir gece geçirmedim yani.

18 Nisan 2011 günü saat 4.30’da uyanıp otobüsle Machu Picchu’ya güneş doğuşunu seyretmeye gittik. Pırıl pırıl bizi karşılayan hava sonradan bulutlandı. Güneş bulutların ardında kaldığından doğuşunu izleyemedik, ama kah yüzünü gösteren, kah bulutların arkasına gizlenen bu manzarayı unutmak mümkün değildi.

Eski Zirve (Quechua dilinde Machu Picchu) denen şehrin sonundaki Yeni Zirve (Quechua dilinde Wayna Picchu) ‘ye tırmanmayı çok istedim. Saat 10.00 için sınırlı sayıda verilen izinlerimizi almamıza rağmen hava çok bulutlandığından ve çok zor yürüdüğümden bu tırmanışı yapamadım. Artık Wayna Picchu şerefine mecburen bir daha geleceğim buralara :-) .

Wayna Picchu’ya gidemeyince İnka köprüsüne yürümeye karar verdim. Bir yanı uçurum olan dimdik dağın kenarında küçücük bir tahta köprü olan İnka köprüsüne geldiğimde gözlerime inanamadım. Bana para verseler yürümeye cesaret edemeyeceğim köprüde zaten yürüyüş izni verilmediğini öğrendim. Resimlerine bakmanın bile beni korkuttuğu köprüden İnkaların nasıl geçtiğini hala anlayamam.

Machu Picchu’ya veda vakti geldiğinde artık akıllandığımızdan Agues Calientes’e otobüsle gittik. Otelde öğlen yemeğimizi yiyip bu güzel şehri biraz daha gezdik (tabii ben ne kadar yürüyebildiysem). Sonra trenle Ollantaytambo’ya gidip ordan bizi bekleyen otobüse binerek Cusco’ya geri döndük.

19 Nisan 2011 günü saat 8.00’da yine SAS Turizm’le Sacred Valley turuna katıldım. Bu tura daha önce gidenler çok övmüştü, ama açıkçası bana nedense o denli etkileyici gelmedi buraları. Antik şehir güzeldi, ama Machu Picchu’nun hemen arkasından gittiğimden midir bilmem, benim için “olmazsa olmaz” bir tur olmadı.

20 Nisan 2011 günü güzel bir arkeolojik şehir olan Saqsayhuaman’a yürüdüm. Yöre halkının “Sexy Woman” dediği şehirde oldukça ucuza ata biniliyor. Turlarla organizasyon yapmaktansa burda yöre halkıyla direk anlaşıp ata binmek çok daha keyifli olur bence. Ben maalesef yapamadım, ama yapmış olmayı çok isterdim.

21 Nisan 2011 günü bir türlü doyamadığım, her köşesi ayrı güzel olan Cusco’nun ara sokaklarında saatlerce yürüdüm durdum. Bir de sadece Peru’nun And dağlarında yetişen ve Peru ginsensi olarak da bilinen maca tozu aldım marketlerinden. Hormon dengeleyicisi olan bu mucizevi toz, zaman zaman bozulan hormon dengeme bir düzenleme getirecekti :-) .

22 Nisan 2011 günü Lima’ya uçtum. Önceden görüştüğüm bütün tur şirketlerinin şehir turları oldukça pahalıydı. Çok profesyonel bulmadığım biri ise $ 20 karşılığında beni havaalanından alıp tarihi şehir merkezine götürebileceğini söylemişti. Oysa Lima’yla ve insanlarıyla ilgili o kadar çok olumsuz hikaye duymuştum ki, bir tarafım da acaba bu kişi nasıl birisi çıkar diye çok korkuyordu. Görüştüğüm bu kişi havaalanından çıktığımda adımın yazılı olduğu bir levha tutacaktı. Ben de adamın eğer tipini beğenmezsem yürüyüp geçmeye ve sanki “Yaprak Gürdal” ben değilmişim gibi davranmaya karar verdim. Böyle bir durumda şehir merkezine beni görürecek bir taksi elbet bulurum diye düşündüm. Uçağım havaalanına indi, ben dışarı çıkarken adamı gördüm, tipini beğendiğimden yanına gitmeye karar verdim :-) .

Nestor kısa boylu, tıknaz, güler yüzlü bir Lima’lıydı. Elimde bavulları görünce “bunları havaalanına bırakıp bir sürü bagaj parası ödeme, istersen benim ofisime bırakabilirsin” dedi. Ben zaten korkuyorum, iyice korktum, acaba adam benim bavulları soyup soğana çevirir mi, diye. Sonra hani derler ya, “basiretim bağlandı” diye, bana da ondan oldu, hiçbirşey diyemeden, kimseyi tanımadığım ve suç oranı yüksek olduğunu duyduğum bir şehirde, tanımadığım birinin arabasına bindim. Araba da taksi falan gibi değil, adamın kendi özel arabası çıktı. Yola çıktığımızda benim korkularım tavan yaptı; geçtiğimiz yerler oldukça ürkütücü, çok kötü görünüşlü yerlerdi. Kendimi çok garip bir mahallede, garip bir binanin önünde buldum. Meğer burası bir otelmiş ve Nestor’un ofisim dediği yer burasıymış. Otel demeye de bin şahit ister, benim üzerine para verseler kalmayacağım bir yer. Yine basiret bağlanması olayı yaşadım ve bavulları sözde kilitlediği bir odaya koyup arabaya binip şehir merkezine doğru yola çıktım.

O gün Paskalya tatiliymiş ve Peru’luların geleneklerine göre o gün yedi kiliseyi dolaşmaları gerekiyormuş. Nasıl bir kalabalık vardı, anlatamam. Resmen omuz omuza yürüyorsun ve sokaklarda binlerce insan var. Nestor, “bu kalabalıkta kaybolma ihtimalin var, istersen sana $ 20 karşılığında dört saatlik rehberlik yapabilirim” dedi. Ben de çok mutlu oldum tabii bu teklife. Gerçekten böyle bir günde kendi başıma şehri keşfetmeye çalışmak mümkün olmayacaktı. Önce tarihi eski şehir, sonra İspanya’dan zeytin ağaçlarının getirildiği bölge olan San Isidro, aşıkların gittiği Amor Park ve en son Larcomar Mall’a gittik. Gün batımında ve okyanus manzarasında harika ceviche (çiğ balık) ve pisco sour eşliğinde muhteşem bir akşam yemeği yedik! Larcomar Mall gerçekten de görülesi bir yermiş. Alış veriş merkezinde işim ne diye düşünebilir, ama böylesi az görülür tarzda. Burası Miraflores bölgesinde, önü tamamen açık ve okyanusa bakıyor. Dalgaların sesini dinliyorsun, okyanus manzarasını seyrediyorsun ve son derece kaliteli (bir o kadar da pahalı) bir akşam yemeği yiyorsun. Peru gezisinin son günü için muhteşem oldu doğrusu!

Artık sıra geri dönmeye gelmişti. Ben merak içinde acaba bavullarıma kavuşabilecek miyim diye düşüncelere dalmıştım. Neyse ki Nestor güvenilir bir rehber çıktı, bavullarımı sapa sağlam teslim aldım ve havaalanına yollandık. Artık yıllardır sabırsızlıkla beklediğim Peru maceramın sonuna gelmiştim. Uçağımı beklerken ben acaba bir daha ne zaman bu güzel ülkeye gelirim diye düşünmeye başlamıştım bile…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Peru için gerekli bilgiler:

——————————————————————————————————————————————————

Lima: Peru’nun başkenti ve siyaset, endüstri ve bilim merkezi olan Lima, krallar’ın şehri olarak tanımlanmış, çünkü bu şehrin kurulacağı yer, Peru’da her yıl 6 Ocak’ta kutlanan Krallar Şenliği sırasında belirlenmiş.

Yeraltı mezarlarıyla ünlü San Francisco Kilisesi günümüze kalan nadir eserlerden biridir.

  • Taksi/havaalanı servisi:

Lima hotel – Küçük bir şirket. Havaalanı transferimi ve şehir turunu onlarla yaptım. Fiyat oldukça uygun ve tur çok tatminkar. email: nestor@limahotelperu.com

Peru Golden Shuttle – Diğerine göre daha profesyonel bir şirket, ama oldukça pahalı.

  • Tur şirketleri:

Intense Peru

Lima Tours

——————————————————————————————————————————————————

Cusco: Orta Peru’nun And Dağları platosunda bir şehir olup, aynı isimli eyaletin başkentidir. İnka Krallığı’nın başkenti olarak değişken tarihi, çevresindeki görülmeye değer yerleri ve Andlar’ın ortasındaki konumu ile sahip olduğu doğa güzellikleri şehri, çok sayıda turist için çekim merkezi haline getirir. İnka harabe şehri Machu Picchu’ya giderken bir çıkış noktası olması, Cusco’yu dünyaca meşhur hale getirmiştir.

SAS Travel – Bu şirketle çalıştım ve oldukça memnun kaldım.

Viajes Club

Inter Latin Corp

Peru Treks

Qoyllur Tours

Peru Cusco Travel

Amazon Lodge

Tropical Nature Travel

Andean Life Peru

Pantiacolla

Hotel Marqueses – Ben burda kaldım. Otel ve kahvaltı oldukça güzeldi. Ayrıca SAS travel ile tur alınırsa indirim yapıyorlar. Yalnız gitmeden önce bu indirimi e-maille kesinleştirip yazılı bulundurmakta fayda var. Eğer elimde e-maillerim olmasaydı bana söz verdikleri indirimi alamayacaktım.

  • Yapılması gerekenler:

Katedralde sabah erken saatte ayine katıl. Katedral 6.00-10.00 arası ücretsiz ziyaret ediliyor.

Plaza Cusipata, Cusco Municipality House’a git.

Plazaya ya da Cusco Bar’a bakan restoranlara git ve “pisco sour” iç.

Qoricancha Inka Temple’a git.

Dominican Church Barroque Tower’a git.

Nazarenas Plazoleta Square’a git. The Mercent Convent’te şehirdeki en iyi avlulardan biri var.

Museo de Arte Precolombino’ya git ve yanında olan Plaza de las Nazarenas’daki güzel restoranlarda yemek ye.

Cusco San Antonio University tarafından desteklenen The Museo Inka’ya git. Burasi Cusco’daki İnka’lari görebileceğin en iyi müze.

San Blas Plaza and ve çevresini gez. Burasi Cusco’nun sanat merkezi. Etrafında güzel kafeler ve restoranlar var.

San Pedro marketine git.

Picanterias Cuzqueno Club’da geleneksel kavrulmuş kobay faresi ye (bana görüntüsü bile çok korkunç geldi ama herkesin tercihi farklı olabilir tabii).

Hotel Monasterio’yi kahve içmek için ziyaret et.

Capilla San Bernardo ya da Teatro Municipal’da kültür etkinliği gör.

Monumento Pachacutec’e (giriş 1 sole) güzel bir yürüyüş yap, ya da taksi tut (2.5 soles).

  • Tavsiye edilen günlük turlar:

Sacred valley: Pisac Marquet & Ruins, Ollantaytambo, Urubamba, Chincheros (hergün 08.30)

South Valley of Cusco: Tipon, Piquillaqta, LakeHuacarpay, Andahuaylillas, Lake & Church of Urcos (hergün 9.00)

City Inka Temple Tour: Saqsaywaman, Qenqo, Tambomachay and Pucapucara (hergün 13.30)

Moray, Maras & Salt mines: Chinchero, Moray, Maras/Salineras (tuz madeni) (hergün 8.30)

  • Restoranlar:

El Truco – İçkimi içerken şovu izledim ve oldukça beğendim.

Chi Cha – SAS travel tarafından tavsiye edildi.

Andes Grill – Portal de Panes 147, Cusco

Pachapapa Restaurant – Plazoleta San Blas 120, Cusco, Peru

The Real McCoy – Calle PLateros 326, Cusco, Peru

Restaurant Café Bar Pucara – Calle Plateros, 309, Cusco, Peru

Ima Sumaq – Calle Procuradores #341 2do., Cusco, Peru

Al Grano – Santa Catalina Ancha 398, Cusco, Peru

Sabor de Casa

Granja Heidi – Cuesta San Blas 525, Cusco, Peru

Don Antonio – Akşam yemeği ve şov var.

  • Kafeler:

La Bondiet – Heladeros 118, Cusco, Peru

Trotamundos – Portal Comercio 177 – 2d floor – Main Square, Cusco, Peru

El Buen Pastor – Cuesta San Blas 579, Cusco, Peru

Cava de San Rafael – Santa Catalina Ancha 370 Cusco, Peru

Cafe Ayllu

Cappuccino Café – Portal Comercio 141 Cusco, Peru

Jacks Cafe

  • Eğlence:

Kusikar presentation – Theatre in Calle Union

Center Qosco de arte Music and Dances

Textile and Art Center Museum

Inka Museum

Kamikaze Pena’da her gece canlı müzik

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 335 takipçiye katılın